Yatak Düşmanlığı Mücahideliği!

Ümmü Reyhane Hanım!

Demişsiniz ki…

Sema Maraşlı ve Ünzile Girişgin’e Açık Mektup

Bizler, iffetsizliği bir erdem olarak kabul eden ve kendilerini buğulu aynalarda gören o pis toplumdan sürgün edilenleriz.. Bizler “temizlik taslamakla” yaftalandıkları için şehrin kenarına itilenleriz..

Belli ki görmediniz bizi, belli ki bir köşede kesişmedi yolumuz ve belli ki siz bu topluma bakarken bizi hiç düşünmediniz..

(Ben de derim ki…Ne kesişmesi aynı yoldan gitmişiz.)

Size komik gelebilir fakat annelerimiz, Barbie bebeklerle oynatmadılar bizi..

(Aaa ben de hiç barbie bebekle oynamadım.)

“Bunlar bebek değil, kadın” dediler.. Nasıl inandıysak onların gözündeki o iffete, Avrupa’dan hediye getirilen o çok pahalı, süslü, cazibeli, kadın görünümlü bebekleri, hiç düşünmeden yanan sobalara attık biz..

Babalarımız yumurta sarılan gazeteleri reddettiler; “Kardeşim temiz gazeten varsa sar, yoksa kalsın” diye.. Evlerimize üzerinde uygunsuz kadın resmi olan gazeteler getirmediler..

(Uygunsuz resimlerin olduğu gazetelerin bizim eve de girmediğini söylemeye gerek yok herhalde.)

Ne zaman annemizin sürmedanlığını incelemeye kalksak; “Sadece evlenecek kızlar sürme sürebilir yavrum” diye tatlı bir ikaz işittik.

(Ben onu da duymadım, ölene kadar süslenilmez zannediyordum.)

Arkadaşlarımız okula ince çoraplarla giderken biz okul eteğimizin altına bir de pantolon giyerdik.. Devesinden düşüp de üzeri açılmayan korunaklı kadınlar anlatıldı bize.. Efendimizin (S) onlar için dua edişi..

(Aynen Aynen)

Odalarımızda giydiğimiz kıyafetlerimizle, babamızın, abimizin yanında giydiğimiz kıyafetler hep ayrıldı birbirinden.. “Odanızdan çıkarken üzerinize etek-gömlek alın” diye attığımız her adıma özenildi..

Annelerimiz o kadar çocuğun, onca telaşenin arasında nasıl bir hanımefendi gibi davranılacağını, nasıl oturulup nasıl kalkılacağını bir bir öğrettiler bize..

Akşam babalarımız gelirken, kıyafetlerine çeki düzen vermelerini, uzun elbiselerinin üzerine başörtülerini güzelce iğnelemelerini, bizi de “Hadi kızlar, babanız gelecek” diye tertibe düzene davet etmelerini hatırlıyorum da..

Babalarımızın “efendi”, annelerimizin “sultan” olduğu evlerimizde bir sofranın etrafında toplanışımızı, annelerimizin babalarımıza verdiği değeri, babalarımızın annelerimizi el üstünde tutup taltif etmesini ve daha nice şeyleri..

(Bizim evde de babam tam bir beyefendiydi annem de sultandı.)

Sahi, bir aileyi ayakta tutan şeylerin neler olduğunu bilmeyenler, neyi, nasıl anlatacaklar bize?

(Benim nasıl bir aile de büyüdüğümü hayal ettiniz de de aileyi ayakta tutacak şeyleri bilmediğimi düşündünüz? Gerçekten merak ettim. Ünzile hanım da bildiğim kadarı ile mütevazı dindar bir ailenin kızı.)

***

Biz annelerimizin Meryem diye büyüttüğü kızlardık, Yusuf diye yetiştirdiği oğullardık..

Gözlerimizi, gönüllerimizi, zihinlerimizi öylesine koruyup kolladılar ki..

(Aynen öyle sanki bir fanusun içinde büyüdük.)

Onun için dertlerimiz vardı bizim.. Bir davamız vardı..

Gençtik, zehir gibi kitap okurduk.. Az uyur, az konuşurduk..

(Aynen öyle. Bir ayda kırk kitap okuduğumu bilirim, annem gece defalarca gelir ışığı kapatırdı ben bekler ve açar tekrar okumaya devam ederdim.)

Bir sahabenin izini sürebilmek kolaydı o günlerde.. Bir mazlum için tüm varlığımızı verebilmek..

Bazen günlerce bir şehide yas tutabilmek..

Ve bir hüznün eteğinde kaç gece ıslanabilmek..
(Şehit tahtında Rabbe gülümser” nağmeleri ile göz yaşı dökerdik. Afganistan için çok büyük bir kermes yapıp Meral Maruf’u ağırlamıştık. Belli ki aynı dönemin gençleriymişiz.)

Şimdi ise siz kimsiniz?

(Ben sizinle aynı doğrularla büyümüş, eski bir feministim. Ayrıştığımız nokta bu. Sekiz yıl Diyanette Kur’an Kursu Öğretmenliği yapmış, sekiz yıl boyunca da bir okuma sevdalısı olarak, İslam tarihi, pek çok tefsir ve fıkıh kitabı okuyan, ondan önce de bir alimden iki yıl perde arkasından emsile, bina, maksud, hadis ve arapça eğitimi almış, okul ortamları kız-erkek karışık diye üniversite sınavından bir gün önce vazgeçip memleketine dönen ve Kur’an Kursu hocalığını tercih eden Allah’ın bir kuluyum.

18 yaşında sohbet ile yapılan nişan, ardından 19 yaşında ilahili bir düğünle evlenen, evini çok sade döşeyen saf bir gelindim. Evlilikten tek beklentim anne olma isteği (içinde asla cinsellik yok) Kocadan beklediğim tek şey de birlikte namaz kılmak, kitap okumak, sohbetlere gitmekti. Ne kadar benziyor değil mi sizin hayatınıza?

Bundan sonrası uzun bir hikaye…Yazarlığa başlama…Okumadığım üniversiteye başlama, davranış bilimleri, kadın psikolojisi dersi, nerede hata yaptım sorgulamaları…Sonra İslam aile hukuku araştırmaları. Değişim, feministlikten arınma uğraşları…Allah ve resulünün bizden istediği aile hayatını yazma çalışmaları…

Aslında özel hayatımı yazmayı sevmiyorum fakat beni o kadar ötekileştirmişsiniz ki burada gerekli gördüğüm kadarını sizin için yazdım, sizden çok da farklı olmadığımı görün istedim.

Ünzile hanım bir kadın doğumcu. Akşama kadar bu dertlerle uğraşan. Konunun önemine binaen yazma ihtiyacı duyan. Evli hanımlara tavsiyelerde bulunan. Sadece doktor olduğu için benden daha rahat yazıyor.)

Nasıl girdiniz hanemize? Nasıl kızlarımızı kirlettiniz böylesine..

(Orada durun isterseniz! Ne büyük bir iftira bu, ispat ediniz yoksa müfterisiniz.)

Siz geldiniz, bizim kızlarımız kitaplarını boynu bükük bıraktılar..

(Benim gibi okuma delisi biri hem de 14 kitap yazmış biri nasıl olur da kızların kitapları atmasına sebep olmuş olabilirim. Hem de kitap okumayı sizinle sevdik diyen bunca okur varken. Ayrıca süslenmekten başka bir şey bilmeyen kızların benim kitaplarımdan haberi bile yoktur. )

O gözlerindeki sevdalarını, davalarını, dertlerini, yürek yüklerini hallaç pamukları gibi attılar..

(Bunlar da mı benim yüzümden oldu, yapmayın ya!)

Önce zihinlerini kirlettiniz kızlarımızın.. “Evlilik” düşüncesi altında “cinsellik” soktunuz tertemiz dünyalarına…

(Hayret bir şey. Evlenin dememiz de mu suç oldu? Ayrıca bu cinsellik ne iğrenç ne pis bir şey ki bilinçaltınızda kızların evlilik düşüncesi ile kirlendiğini düşünüyorsunuz? Tedavilik bir durum var gibi.)

Önceleri kızlar, nazlana nazlana giderlerken baba evinden, sanki kapı dışarı edilmiş gibi yürekleri kırgın, eteklerini yerde sürürken, şimdi daha 15’inde evlilik hayalleri diye çeşitli fanteziler kurmaya başladılar, biliyor musunuz?

(Bir önceki cümlenizle tezat var. Madem istiyorlar niçin kırgın gitsinler.)

Bedenlerinin farkına vardılar, kadın olduklarına inandılar, erkence büyüdüler, kadınsılaştılar.. Çocuk masumiyetlerini yitirdiler..

(Buna ben değil de medya sebep olmuş olabilir mi? Subliminal mesajlar, çizgi filmler, aşk ve ihanet dizileri…)

Siz, güzellik kavramını erotizme çevirdiniz.. Ellerinden kitap düşmeyen kızların artık çantalarında makyaj malzemesi broşürleri, iç çamaşırı dergileri var..

(Benim buna teşvik edici bir tek cümlemi söylemenizi bekliyorum. Ben tam aksi dışarıda değil içeride eşinize süslenin dedim. İlahiyat hocası Fatımatüz Zehra Kamacı’nın “Hz. Peygamber Devrinde Kadınların Süslenmesi” kitabını okuyucularıma tavsiye etmiştim size de okumanızı tavsiye ederim.)

Siz gözlerini kirlettiniz kızlarımızın, algılarını iğfal ettiniz.. Onları dışarıdaki kadınla yarışa mecbur ettiniz.. Ötekileştirdiniz!..

(Bu sonuca nasıl ulaştınız? Kızların gözlerini nasıl kirletmiş olabilirim? Ben hiç bir zaman ne yazıda kullandığınız kırmızı topukluları giyen, kaşını yolan, içi iç çamaşırı dergileri dolu pahalı çantalar taşıyan, lüks başörtüler takan kanal kanal gezip (onca davet varken) televizyonda boy gösteren ya da sosyal medyada boy boy özel fotoğraflarını paylaşan biri olmadım. (Ünzile hanımda öyle.) Zaruri fotoğraflar dışında. Beni nasıl örnek almış olabilirler? Benim sadeliğime bakıp mı cozutmuşlar?

Yine iddianızı ispat ediniz. Yoksa müfterisiniz.)

Bizim kızlarımız değerlilerimizdi, Fatıma’larımızdı, Meryem’lerimizdi..

Şimdi artık dudaklarıyla oynuyorlar! Yarım kilo alıp almadıklarının hesabını yapıyorlar!..

Şimdi iç çamaşırına para yatırmaktan bahsediyorlar, eşler arasındaki münasebetlerin sıradanlaşmaması için birbirlerine ulu orta tüyolar veriyorlar, bedenlerine bakım yapıyorlar, güzellik merkezlerine para saçıyorlar, avretlerini mahreme açıyorlar, kaş aldırıyorlar, sonra geçip küstahça bunların “gerekliliğini” ve dahi “helalliğini” savunuyorlar!

(Yine ayı şeyi söylüyorum, iddianızı ispat ediniz. Benim ya da Ünzile hanımın bir tek yerde kaş almayı helal gösteren bir cümlesi varsa, ya da sokakta açılıp saçılmaya teşvik edici bir cümlemiz varsa yazınız.)

Sayenizde kızlarımız örtülü manken oldular!.. Sayenizde yüzlerine baktığımız her an cinselliği hatırlar olduk, nasıl birer seks objesi haline geldiklerini ve nasıl ruhlarının içlerini terk edip onları bomboş bıraktığını..

Evli bir kadının bile dolabında olmayan çamaşırlara nasıl paralar verdiklerini ve kirlenmiş gönülleriyle nasıl yitip gittiklerini gördük..

(Sayenizde derken yine ispat etmeniz gerekiyor, onları seks objesi olmaya teşvik edici bir yazım, konuşmam? Ben sadece evlilik hayatında cinselliğin önemini yazdım. Siz bu sonucu nasıl çıkardınız? Ayrıca siz neden bekarların üzerinden soruyorsunuz soruları hep? )

**

Siz bize bunu nasıl yaptınız?!

Neden ayetlerle geldiniz, neden hadisleri kullandınız?

(Evet cinsellikle ilgili âyet ve hadisleri yazdım. Allah ve Resulünün utanmadığından ben neden utanayım? Yazmaya da devam edeceğim. Evlilik yazıyorsam bu da evliliğe dahil. İki yüzlülüğe gerek yok.

Fakat ben âyet ve hadislerle daha çok kocaya itaati yazdım. Rahatsız olduğunuz konu bu olmasın. Siz âyet ve hadis deyince aklıma bu geldi nedense.)

Belki tamam biz azınlıktık, istatistiklerde yeri olmayanlar, sayılmayanlardık..

Fakat bunca aileye, yuvanın cinsellikten ibaret olduğunu nasıl söylersiniz?

(Bunu ne zaman söylemişim. Siz benim yüz yazımdan sadece on tanesi mi okudunuz? Kalan doksan yazıyı da okumanızı tavsiye ederim.)

Siz, makyaj yapmayan, seksi elbiseleri olmayan, yatak odasında türlü değişiklikler yapmayan, kocasına bilmem ne ilaçları içirip ne kokuları, tütsüleriyle odasını bambaşka havalara sokmayan kadınlara neden kendilerine kötü hissettirirsiniz?

(Bu soru Ünzile Hanım’a galiba. Benim böyle bir tavsiyem yok.)

Annelerimiz yuvalarını bunlarla mı ayakta tuttular?

Sahi, sizin bu hayalperest formülleriniz  bir ailenin ömrünü kaç sene daha uzatabilir?

Unutmayın; gözü dışarıda olan adamı kendinize çekemezsiniz!

(Zaten maksat sadece adamı kendine çekmek değil, eş olarak kadının üzerine düşeni yapması önemlidir. Gidecek, kalacak hesabı değil. Kaygı ve korkuyla evlilik gitmez.)

Problemimiz eşler arası cinsellik değil, sapkınlık ve pornografi problemidir. Bu problemi, normal bir ilişkiyle tatmin edemezsiniz! Porno sapıklarını evlilikle terapi edemezsiniz!

(Bu yargıya nereden vardınız? Kadın doğumcu musunuz, psikolog musunuz, avukat mısınız, aile danışmanı mısınız, vaize misiniz? Çünkü en çok bu meslektekiler bu problemlerin boyutunun ve sebeplerinin daha çok farkında. Siz kaç kişi ile görüşüp bu sonuca vardınız?)

Moloz gibi adamlara 2000 mısra aşk şiiri ezberletemezsiniz! On katını da ezberletseniz yine de o kadının gönlünü aldıramazsınız!

(Bu cümlede derin bir erkek düşmanlığı kokusu alıyorum. 2000 elbette espriydi. Espriyi anlamamışsınız, üzgünüm.)

Eşlerin birbirleriyle geçirecekleri özel anlarını takvime bağlayamazsınız!

(Yine espriyi anlamamışsınız. Ben takvime bağlamadım sadece yatak etkinliğinin önemli olduğunu ve ihmal etmemeleri gerektiğine vurgu yaptım.)

Onları birbirlerine karşı sürekli hesap-kitap yapan duruma düşüremezsiniz!

İnsanın koskoca ve derinlikli bir alem olduğu gerçeğini gözardı edip çocukça hikayelerle, birbirinden basit formüllerle bu insanları aşağılayamazsınız!

(“Yeni Aile Kanunu” yazımı okuyunca siz aşağılandığınızı mı düşündünüz? Çok ilginç. Bunun üzerine gitmelisiniz. Neden böyle hissettiniz? Etrafı bırakın biraz kendinizle uğraşın.)

Sizler kadına sadece “mutluculuk” oyunu oynamayı öğretiyorsunuz! Hiçbir zaman kendi gibi olamayacağı, eşiyle bütünleşemeyeceği, her zaman bir biblo gibi bakımlı ve çekici olmak için çalışacağı, sürekli asıl duygularını saklayıp kelime oyunlarıyla sahteleşeceği ve türlü türlü entrika kuracağı bir yaşam öneriyorsunuz!

(Yine konuyu yanlış anlamışsınız.)

Sizler “hilesi büyük” kadınlar yetiştiriyorsunuz!

Hani diyorsunuz ya; “Arap kadınları ülkeler arasında yapılan araştırmalarda cinselliğe en düşkün kadınlar arasında çıkıyor. Sebebi sorulduğunda “Çünkü dinimiz bize bunu emrediyor.” diyorlarmış.”

Eğer bunu onlara emreden dinleriyse, vay o dinin haline!

(Vay o dinin haline derken? Ne demek istediniz? Hoşunuza gitse de gitmese de dinimizde bunlar var. )

Arap ülkelerinde, iç çamaşır vitrinlerinden dolayı başınızı kaldırıp da etrafa bakamıyorsunuz! Ayakkabı mağazaları bile aklınıza en olmadık şeyleri getiriyor! Evet onlar öylesine akla hayale gelmeyecek bir cinsel hayat sürüyorlar ki.. Daha erotik ve seksi olmak için birbirleriyle nasıl yarıştıkları, nasıl böylesine üstün zevk ve fantezi sahibi oldukları gerçekten takdire şayan (!)

Fakat şunlardan da haberiniz olmalı; Böylesine renkli ve çok evlilikle çeşitlenmiş bir cinsel hayatın ardından, şu an Arap ülkelerindeki alimler ve davetçiler, erkekleri livata hakkında uyarmakla meşgul.. Şu an, kızlarını babalarıyla aynı evde yalnız bırakamayacak hale geldiler.. Kadınlarını şoförleriyle baş başa bırakmamanın yollarını arıyorlar!

Bize örnek gösterdiğiniz toplum bu mu? Böyle bir toplumda hikmete, irfana hiç yer var mı?

(Ben Arap kadınlarının her şeyini örnek göstermedim. Bence de süslenme de aşırı ve abartılılar. Fakat bizim hanımlarımız da hep yas halinde gibiler. İkisinin ortasını tutturmak lazım diye düşünüyorum.)

İnna lillahi ve inna ileyhi raciun!

***

Etrafımızı çepeçevre kuşatan cinsel sapkınlık ve pornografi problemini, kadını seksileştirerek, yatak odasını daha aktif hale getirerek çözeceğinizi düşünüyorsanız yazık size!

(Ben böyle bakmıyorum, işin erkekleri de ilgilendiren tarafı var. Bu sizin çıkarımız. )

Bugün zina edenlerin çok büyük bir yüzdesini evlilerin oluşturduğunu bilmeyen var mı? Sizce bunun tek sebebi, kadının cinsel yönünün zayıf olması mı, yoksa erkeğin o çok uç ve hayvani isteklerini eşi üzerinde uygulayamayacağı gerçeği mi?

Diyelim ki, ahlaksız sistemin azdırdığı erkekler için hanımlarını baş döndüren vaziyete getirdiniz.. Diyelim ki, erkeğin kadın üzerinde türlü fanteziler uygulamasına çok müsait hatta ondan daha da istekli kadınlar var ettiniz..

Peki zihnini, gönlünü, tüm yaşamını cinsellikle doldurduğunuz bu kadınları sonra nasıl tatmin edeceksiniz? Erkeklerin dişlerinin temiz, gömleklerinin ütülü olması yetecek mi bu azgınlığı dindirmeye?

(Gerçekten hayret ediyorum. Benim evlilikte cinsel hayat önemlidir, dinimizde bunu emreder sözlerimden kadınlara “zihninizi gönlünüzü cinsellikle doldurun” mesajı verdiğim sonucunu nasıl çıkardınız? Bir de bana bunu açıklarsanız sevinirim.)

Kapitalist sistem, müthiş bir seks pazarı inşa etmekle meşgul..

Sizler ise o pazarı helal kılıfıyla evlerimize taşıyorsunuz…

(Mesela, o pazara nasıl bir katkımız olmuş?)

Peki, onca yıllık Müslüman ailelerde artık kadınların eşlerini aldatabilir hale gelmeleri ve bütün bunların tam da aynı zamana rast gelmesi sizce bir tesadüf mü?

(Ne tesadüfü? Kesin ben sebep olmuşumdur:))

Üstelik bu kadınlar, sizin beğenmediğiniz o pespaye kadınlar değil, baya baya her şeyden çok iyi anlayan yatak odası mücahideleri (!)

(Yatak odası mücahideleri kocasıyla yetinmez aldatır diyorsunuz yani. Tabii suçlusu da yine ben olmalıyım.

Ayrıca “Yatak odası mücahideleri” derken siz bunu Allah Resûlünün “Kadının cihadı kocası ile güzel geçinmesidir.” sözüne istinaden mi yapıyorsunuz? Biraz alay var gibi, tehlike dikkat! )

Bu insanlar sizin kitaplarınızı okuyorlar, ayet ve hadisleri referans aldığınız için sizin önerilerinizi bizatihi dinin emirleri sanıyorlar..

(Ayet ve hadis referans ise elbette dinin emirleri oluyor.)

Şimdi “Biz güzel bir cinsel yaşamla dinamik bir kulluk hedefliyoruz” deseniz ne işe yarayacak?

Nasıl olsa anlayan anladı anlayacağını..

(Benim yazılarımdan, kitaplarımdan sizin çıkardığınız sonucu çıkarmak için çok özel çaba göstermek lazım.)

Kirlenen gönüller kirlendi bu arada..

Şimdi, deyim yerindeyse hem “alışan” hem de “kuduran” bu insanlara, bunca zamandır çok yükseklere çektiğiniz cinsel haz eşiğini dengelemek için hikemî, irfanî ve gerçekliği olan bir formülünüz, öneriniz olacak mı acaba?

(“Kocada alışan başka yerde kudurur” demişsiniz. Bu da çok büyük bir iddia. O halde neden Allah Resûlü “Deve üzerinde de ocak başında da olsanız kocanız çağırdığında reddetmeyin” diyor . Bunun yerine erkeklere “Canınız cinsellik isterse kendinizi tutun, kadının müsait olmasını bekleyin, gidin yerine ibadet edin dememiş, bekarlara oruç tutun demiş fakat evli erkeklere böyle bir tavsiyede bulunmamış. “Karınızı alıştırmayın sonra kudurur” dememiş. Allah resulünün demediğini ben nasıl derim şimdi? Ve sahi siz nasıl söylüyorsunuz bunu, neye dayanarak?)

Merakla beklemekteyiz..

Hikem, irfan ve gerçeklik ile ilgili de yazıyorum, merak etmeyin.

Ben ailede muhabbeti artırmak için, artan zina ve aldatma olayları için ailelere yatak hayatınıza dikkat edin dedim; kadınlara yatakta ölü balık gibi yatmayın, erkeklere karınıza nasıl dokunacağınızı bilin dedim. Bir çözüm önerisi sundum. Sitemizde “Cinsel Eğitim” bölümü var. Merak edenler gidip sapık sitelerden değil, düzgün bir yerden bilgi alsınlar diye.

Peki sizin çözüm öneriniz nedir, okuyucularınıza, ya da müslüman anneler olarak ilerde çocuklarınıza? Ailede muhabbet için, zinaya düşmemek için ne tavsiye edersiniz?

Ünzile hanım’ın “Sakın Okumayın Cıss” kitabını okuyucularıma tavsiye etmiştim yine ederim. Fakat bu kitaptaki her cümleye katıldığımı göstermez. Ünzile hanımın diğer kitaplarını ve yazılarını takip edemedim. Onlar için bir şey diyemem.

Farkında değilsiniz fakat sizin cinselliğe bakış açınız problemli. Siz cinselliğe “pespaye nefislerin azgın istekleri” diye bakıyorsunuz anladığım kadarıyla. Oysa cinsellik her şeyden önce sağlıktır, sonra muhabbettir sonra keyiftir. Bunları da detaylı bir şekilde yazdım www.cocukaile.net sitemizde. Bu konular ile ilgili yazılarımı okuduğunuza göre onu da okumuş olmalısınız. O halde nedir bu öfkeniz? Bence siz bunu bir tahlil edin.

Ümmü Reyhane hanım!  Lütfen iddialarınızı ispat edin. İspat edemiyorsanız özür dileyip, helallik isteyin.

———————————————————–

 

Ümmü Reyhane’nin Bu Yazıdan Sonra Yazdığı Yazı. Önce cevap vermemiş fakat konu ile ilgili yanlış iddialarını   onaylamış durumunda kalmamak için kısa kısa cevaplar veriyorum.

                          ESTETİĞE DEĞİL, EROTİZME KARŞIYIZ! 

Demişsiniz ki..

Sema hanım, öncelikle tamamen İslami reflekslerle, Müslüman kardeşlerimin haline üzülerek ve gidişatımızdan endişe ederek kaleme aldığım bir yazıya, alayvari, küçümser ve mutahabınızı belden kırmaya yönelik ithamlarınızla cevap verdiğiniz için sadece “Kendinize yakıştırdığınızı yapmışsınız” diyebilirim.

Derim ki…

(Ümmü Reyhane hanım! Siz Müslüman kardeşleriniz için hiç üzülmeyin, üzülünce ne yapacağınızı şaşırıyorsunuz belli ki! Müslüman kardeşlerine hakaret ve iftira ederek Müslüman kardeşlerinize nasıl bir faydanız olacağını düşünüyorsunuz? Eleştirebilirsiniz elbette fakat hakaret, iftira ve yaftalamada bulunamazsınız. Sizin üslubunuzun nezaketi(!) karşısında ben de ancak bu kadar kibar olabildim, üzgünüm.)

1-Aynı Yoldan Gitmişiz (!)

“Yollarımız kesişmedi, aynı yoldan gitmişiz” diyorsunuz ya, maalesef biz hiç aynı yoldan gitmemişiz.

Sizin gibi evliliğin gerçekliği namına hiçbir şey öğrenmemiş, evliliğinden tek beklentisi anne olmak, eşinden tek beklentisi de birlikte namaz kılmak olan hayalperest hayatlarımız olmadı elhamdülillah..

Siz evinizde beyefendi olan babanız ve sultan olan annenizden bu anlamda pek nasibinizi alamamışsınız anlaşılan.. Demek ki aileyi ayakta tutacak şeyleri tam anlamıyla öğrenememişsiniz.. Yoksa neden kendinizi “saf” diye niteleyesiniz ki!

(Sizdeki beyefendi baba ve sultan anne modelinin bizde de olduğunu  söylerken bunu iyi anlamda söylemedim. Bu model pasif baba, otoriter annenin kibar söylenişidir.)

Bu anlamda üzgünüm, sizin hayatınız bizim hayatımıza hiç benzemiyor.. Biz evliliğin bize yüklediği sorumlulukları, bir erkeğin eşinden beklentilerini ve bir hanımın evindeki zerafetini bizzat annelerimizden öğrenerek evlendik..

Sadece ben değil, aynı eğitim modeliyle yetiştirilen arkadaşlarım da eşlerimize itaat etmekte, seve seve hizmet etmekte, onlarla uyum içinde yaşamakta, çocuklarımıza annelik yapmakta hiçbir zorluk çekmedik/çekmiyoruz elhamdülillah..

(Ne güzel sizin adınıza sevindim.) 

2-Kız Çocuklarına Küçük Yaşta Kadınlık Öğretilsin!

Biz maalesef kız çocuklarını evliliğe hazırlama konusunda sizinle aynı düşünceleri paylaşmıyoruz. Siz sürekli Arap kadınların cinsel yaşama istekli olmalarına vurgu yaparak bizlere onları örnek gösteriyorsunuz. Dikkatinizi çekerim Arap olunca kişinin her yaptığı İslamî olmuyor! Sizin bunu bilmeniz gerekir..

“Arapların 12 yaşından itibaren kızlarını kocaya nasıl davranılacağı konusunda yetiştirdiğini” söylüyorsunuz. Sadece siz değil Ünzile Hanım da Arap kadınlarını öve öve bitiremiyor, onlardan çok özel ve ilginç tarifeler paylaşıyor.

Pek çok Arap ülkesine gitmiş ve kimi beldelerde yaşamış biri olarak şunu söylemek isterim; Evet doğrudur Arapların çocuklarını cinsellik konusunda nasıl uzman yetiştirdiklerini yakinen biliyorum. 2 yaşında olmalarına rağmen oryantal dans yapan çocuklar gördüm.

“2 yaş çok küçük” diyeceksiniz de, ne fark eder ha 2 yaş ha 12 yaş.. Ne kadar erken öğrenirse bence o kadar iyi (!) Hem küçükken öğrenirse daha kalıcı olur biliyorsunuz, 0-4 yaş arası da bu konuda bence önemsenmeli ve geciktirilmemeli (!)

“Ben Arap kadınlarının her şeyini örnek göstermedim. Bence de süslenme de aşırı ve abartılılar. Fakat bizim hanımlarımız da hep yas halinde gibiler. İkisinin ortasını tutturmak lazım diye düşünüyorum.”

Bi zahmet bunu daha önce söyleseydiniz ya.. Arapları baştan aşağı din-iman sanan gariban kadınlarımız onlar gibi olabilmek için nasıl yırtınıyorlar, çaba sarf ediyorlar biliyor musunuz?

(Kadınları, benim söylediklerimi bu kadar yanlış anlayacak kadar şaşkın mı zannediyorsunuz? 2 yaş ve 12 yaşı kıyaslamanız da ayrıca ilginç. 12 yaş ergenlik yaşıdır. Çocukların guslü ve gerektiren halleri öğrenmeleri lazımdır, yoksa vebaldir. Dini eğitim almış birinin bunları bilmesi gerekir. )

Bu konudaki yazımı okumadıysanız… “Çocuklara Cinsel Bilgi Verilirken”

http://www.cocukaile.net/kactigimiz-konular-evlilik-okulu-10-ders/

4-Bekarlar da Süslensin, Kendini Kadın Hissetsin!

“Süslenmek için illa ki evli olmak gerekmiyor. Bekarların da kendini kadın hissetmek için süslenmeye kıymet vermesi gerekir. Kız çocuklarımızı küçükken güzel giydirmeye çalışmalı, elbise etek giydirmeye gayret etmeli, süslenme arzularını bastırmamalıyız.” (bkz)

Biz de kız çocuklarında pantolona karşıyız, elbise içinde büyüdük, elbise içinde büyütüyoruz. Fakat sizin kastınız sadece bu değil anlaşılan:

“Süslenme arzusu bizim toplumumuzda kız çocukları küçük yaştayken bastırılıyor. Kız çocuğu süslenmek ister; annesinin ayakkabılarını giymeye çalışır, boyalarını sürmeye çabalar, engel olunur. Geçenlerde bir anne şöyle bir soru sordu: “Üç yaşında kızım süslenmek istiyor fakat ben korkuyorum bu yaşta süslenirse ilerde ne olur?” diye. Merak etmeyin ilerde kötü bir şey olmaz; tam aksi süs arzusu dengeli bir şekilde yol almış olur.”  (bkz)

Biz cinsel yaşama dair bilgilerin, süslerin, kıyafetlerin çocukların veya gençlerin hayatına girdiğinde felaketin başladığını biliyoruz. Bilgi, ihtiyaç hasıl olduğunda verilir. Evlenecek kız veya erkek, evlilik dönemi geldiğinde bilgilendirilmelidir.

(Bu konuda da kesinlikle size katılmıyorum. Kız çocuklarının doğal süslenme arzusu bastırılmamalı derken eline makyaj malzemesi verin ya da kadın gibi giyindirin demedim tabii ki. Yaşına uygun kız gibi giyinsin. Azarlayarak kızarak süslenme arzusunu öldürmeyin, dedim. Ayrıca cinsel bilgileri öğrenmek için evlenme zamanına kadar beklemek çok geç. Çünkü o yaşa kadar yalan yanlış çok şey duyuyorlar, öğreniyorlar. Tehlike ortamında başını kuma gömen vurulmaktan kurtulamaz. Zaten her tarafta cinsel bilgiler var. Bu yüzden doğru bilgileri ergenlikten itibaren öğrenmeleri gerekir. )

Bu tarz konularda ayet-hadis referansını çok önemseyen siz, lütfen gençlerin cinsel yaşam hakkında erken yaştan hazırlık yapmaları gerektiğine dair de bir referans  bulun.

(Ben ergenlikten itibaren öğretin diyorum zaten. Bunun için referansa ihtiyaç yok. Peygamberimiz zamanında ergenliğe giren kız ve erkekler evleniyorlardı. Otuz yaşına kadar beklemiyorlardı. Zaten uygulamada var, bunun için ne söylenmesini bekliyorsunuz?)

Arapların rezalet durumdaki cinsel yaşamları bu konuda sadece cahil kimseleri imrendirir. Bilenler ise onların mide bulandırıcı durumlarının farkındadır zaten.

(Yazarken biraz elinize ayar yaparsanız iyi olur, sonra başınız çok ağrır. Arapların iğrenç durumda olan cinsel yaşamlarını nereden biliyorsunuz? Var mı bir araştırma sonucu ya da veri elinizde. Batı toplumlarından ya da bizim ülkemizden daha kötü olduğuna nasıl kanaat getirdiniz? Porno izlemede Araplar değil bizim ülkemiz var yıllardır birinci sırada.

 Ayrıca şu yazdığınızı bir Arap  okusa ne düşünür. Böyle bir iddiayı “Arapların rezalet durumdaki cinsel yaşamları, mide bulandırıcı” diyerek bütün Arap toplumunu aynı kefeye nasıl koyabiliyorsunuz. Nasıl böyle bir iddiada bulunabilirsiniz? Kadınları süslü ya da çok eşlilik var diye mi bunu söylüyorsunuz? Bizde de bolca zina var. Müslüman hangisini tercih etmeli?

Sevgili Peygamberimiz ve sahabeye kiram da Arap olduğu halde üstelik. Arapları sırf Allah resulünün ırkı olduğu için severim.)

Cinsellik ve buna dair süs, eşya, kıyafet her ne var ise eşlerin özel yaşamında kalmalı, yatak odası mahremiyeti evin her tarafına saçılmamalıdır.

(Zaten mahremiyet saçılsın diyen olmadı. Sadece eğitim olmalı, dedim.)

Yazımda en çok durumu bekarlar açısından sorguladım, siz de bundan rahatsız olmuşsunuz. Olun, çünkü yukarıdaki ifadelerinizle bekarları da bizzat bu gündemin içine çektiğiniz aşikar..

3-Ünzile Hanım’ın Kitabını Ders Kitabı Olarak Okuttum:

“Sakın Okumayın Cıs” kitabının yazarı Kadın Doğum Uzmanı Dr. Ünzile Girişgin’in kitaplarını ve yazılarını da çok önemsiyorum. Okumanızı tavsiye ederim. Bir evlilik okulumuzda ders kitabı olarak okutmuştum. Ünzile Hanım da gelip bize seminer vermişti.” demiştiniz.

Ders kitabı olarak okutmak” tabirini çok iyi bildiğinizi düşünüyorum. Hani emsile-bina falan okumuşsunuz ya.. Acaba hocanız size bablardan bazılarını atlattı mı, geçtiniz mi, nasıl yaptınız?

(Espri yaptığınız mı zannediyorsunuz.Benim bir önceki yazımda kullandığım dili kullanmaya heveslenmişsiniz fakat olmamış, üzgünüm.)

Ünzile Hanımın kitabını hanımlar için düzenlediğim “Evlilik Okulu” derslerinde okuttum.

Ya da şöyle sorsam:

Ünzile Hanım’ın yukarıdaki önerilerini öğrencilerinize okuturken mesela nasıl şerh ettiniz? Yani derse katılanların hepsi “tango yapmayı, oryantal dansı, striptizci hareketlerini, frikikleri, degaje veya jartiyerli kıyafetleri” biliyorlar mıydı? Yoksa netten araştırma ödevi mi verdiniz, ya da çoklu zeka sistemini uygulamak için derse tangocu veya striptizci  mi davet ettiniz?!

(Terbiyesizleşmeden espri yapmayı öğrenmeniz lazım. Madem espriye hevesiniz var. Onlar evde okudular biz de derste kafalarına takılan bölümleri konuştuk. Sizin şu yukarıya aldığınız cümleleri kimse sormadı ben de kitabı okudum fakat hatırlamıyorum bile. Herkes kendine uygun olanı alır. Sizin ne kadar dikkatinizi çekmiş. Biz hiç takılmadık oysa. Araştırmadık da. Bir kitabı beğenmek, okumak içindeki her şeyi sorgulamadan almayı gerektirmez. Ben öğrencilerimin aklına güvenerek tavsiye ettim. )

Rica ederim, yukarıda sözü geçen icraatların ne olduğunu araştıran bir kızın karşısına çıkacak görüntüleri yeniden inceleyiniz. Gözler, gönüller bunlarla kirlenmeyecekse daha nelerle kirlenecek?

Benim buna istinaden söylemiş olduğum şeyleri, kendi üzerinize alınıp “Ben öyle mi giyiniyorum?” şeklinde bir amaç kaydırmasına gidiyorsunuz. Dikkat edin ben size “giyiniyorsunuz” demedim, “Bekarların bile süslenmesini isteyerek, ilgili kitabı önererek kirlenmesine sebep oluyorsunuz” dedim. Siz zaten kendi giyim veya yaşam tarzınızı Hz. Aişe ile kıyaslayacak bilgi ve donanıma sahipsiniz. Onu da mı ben söyleyeyim?

Ben bu şekilde cinsel objelerin arasında yetişen kızların, dışarıdaki kıyafet bozukluğundan bahsetmiyorum. Aynen Araplar gibi dışarıda çarşaflı, peçeli olduğu halde arkadaşlarına; “Siz eşinize tango yapmıyor musunuz? Çok yanlış, Müslüman kadın eşini dışarıya kaptırmamalı. Görevinizi yerinize getirmezseniz Allah size bunun hesabını sorar” diyen çarpık bir anlayışın yetişmesinden bahsediyorum.

Dikkat ediniz, bu kızların pek çoğunun evinde televizyon yok ve medyaya da maruz kalmadılar. Kalsalar bile medyadan öğrendiklerini doğru diye savunmayacak kadar akıllı ve dindarlar. Fakat sizin bu tür yönlendirmelerinizle artık bunları dinin birer emri gibi savunup ön plana çıkarıyorlar.

Siz bunları savunarak diyorsunuz ki; “Aslolan güzellik ve estetik değil, erotizmdir. Erotik olmazsanız kaptırırsınız!” Bunun vardığı başka bir nokta yok çünkü..

(Erotizm kelimesini ben ilk defa sizin vasıtanız ile kullanıyorum bu sitede, hiç bir yazımda da kullanmadım. Biz burada cinselliği olabilecek en edepli hali ile konuştuk. Kelimeleri çok özenli seçtik. Sayenizde dilimiz bozuldu.

Ben süslenin ve estetik olun dedim bu güne kadar fakat siz çıkıp “Estetiği değil erotizme karşıyım” diye yazı yazıyorsunuz.

Peki karı-koca arasında erotizm olmazsa nerede olacak? Karı-koca arasındaki erotizme karışmaya ne hakkınız var.  Zina yapmasınlar, haram işlemesinler de  birbirlerine erotik olsunlar. Ne kadarı estetik ne kadarı erotik kim belirleyecek? Çıkmış bir de karşıyım diyorsunuz.)

Peki, bu söylemlerinizden dolayı süslenme konusunu yatak odasının dışına taşıran anneler, onları örnek olan kızlar ileride tıpkı Arap toplumlarındaki gibi problemlerle karşılaşmayacaklar mı? Mesela size; “Abim bana tecavüze yeltendi” diyen ve müslüman bir ailede yetişen kıza ne diyeceksiniz? Ben “Evde hangi kıyafetle dolaşıyorsun?” diyorum ilk önce…Sonrasında abisini dışarıdan televizyon veya medyanın etkileyip etkilemediği konuşulur.

(Yine Araplara iftira atmışsınız. Araplar da aile içi sapıklığın çok olduğunu neye göre söyleyebiliyorsunuz? Bir de kız çocuğunu suçlamışınız hemen. Kıyafette ölçü önemli fakat her toplumda böyle sapıklıklar olabilir. Bunun pek çok sebebi var. Böyle sapıklıkların sebebi ergenliğe girmiş erkek çocuklarına doğru düzgün bilgi verilmemesi de olabilir. Aile cinselliği o kadar iğrenç bir şeymiş gibi çocuklarına yansıtıyor ki çocuk kendinden tiksiniyor, sonra da her türlü iğrençliği yapıyor olabilir. Ayrıca kız çocuklarını süslü giydirmeyi siz neden evde çıplak gezdirin diye algılıyorsunuz ben onu anlamadım. Sizin süs diyence aklınıza ne geliyor? Galiba orada anlaşamıyoruz.)

“Ünzile hanım doktor olduğu için benden daha rahat yazıyor” diyorsunuz. Tabii siz de kendinizin yazamadığı kısımları ona havale ediyorsunuz, haksız sayılmazsınız.

Sonrasında galiba sayfada ve Twitter’da paylaştığım kitaptan alıntıları görünce; “Ünzile hanım’ın “Sakın Okumayın Cıss” kitabını okuyucularıma tavsiye etmiştim yine ederim. Fakat bu kitaptaki her cümleye katıldığımı göstermez.” diyorsunuz.

İnsan tavsiye ettiği ve çok önemsediğini belirttiği bir kitap için -madem ki katılmıyorsa- neden tavsiye ettiği ilk anda şerh düşmez ki? İlginç..

4-Cinsellik Pis Bir Şey mi?

İddianıza göre bizim bilinçaltımızda pis bir şeymiş. Hayır, o sizin eski bilinçaltınızdı, karıştırıyorsunuz! Bizim bilinçaltımıza göre öyle değil..

Bizim itirazımız; cinsellikteki estetiğin erotizme dönüştürülmesidir.

Biz dışarıdaki kadınla yarışa karşıyız, eşle birlikteliğe değil! Biz kocasını dışarıdaki kadına kaptırma korkusuyla ötekileşen, kendini şekilden şekle sokan kadına karşıyız.

“Kapıdan çıkan koca, kurdun ağzındaki koç gibidir; tutmazsan, çekmezsen, kapmazsan, kurtlar onu yutacak. Adamı evde tutmak mümkün olmadığına göre, elde tutmak için gayret etmek gerekiyor.”(Muhabbet Olsun sf 72.)

Dışarıdaki kadına kim yetişebilmiş ki, siz kocayı kaptırmamaktan söz ediyorsunuz?

Peygamberimiz (s) döneminde fuhuş yok muydu? Dönemin fuhuş sistemini anlatan rivayetleri lütfen inceleyiniz. Peki, ashabının kadınlarına;

“Kocanızı kaptırmamak için fahişelerle yarışmalısınız, yoksa kurtlar onu kapar” dediğini duydunuz mu hiç?

(Bu cümleyi yazarken hiç utanmadınız mı?  Ben  kurtlar derken  sizin söylediğiniz kadınları kast etmedim. Her süslü  kadına  siz öyle mi bakıyorsunuz?

Biz  süsten bahsediyoruz.

Peygamber efendimizin süslenin diye bir hadisi şerifi yoktur, zaten Arap kadınları çok süslülerdi. “Süsü kesmeyin” diye hadisi şerif var.

“Allah’(c.c) a ve âhiret gününe iman eden bir kadının ölü için üç günden fazla yas tutması helal değildir. Sadece kocası için dört ay on gün yas tutar.” (Buhari, Cenaiz 31- Talak 46)

Peygamberimizin hanımı Ümmü Habibe, babası Ebu Süfyan vefat ettikten sonra ve yine hanımı Zeynep binti Cahş kardeşi vefat ettikten üç gün sonra güzel koku sürünüp “Canımız istediği için değil fakat Allah resul’ü böyle emretti” deyip yukarıdaki hadis-i şerîfi nakletmişler.

 Tam tersine:

“Kadın şeytan suretinde gelir, şeytan suretinde gider. Sizden birisi bir kadın görür de cinsel arzuları kabarırsa, eşiyle beraber olsun. Çünkü bu, onun nefsinde uyanan şeyi giderir.” (Müslim, Sahih, 1403)

Aynı hadisin başka bir varyantında:

“..Onda (dışarıdaki kadında) olan şeyin aynısı kendi hanımında da vardır.” (Darimi, Sünen 2215) buyuruyor.

Sahi aynı olan şey nedir düşündünüz mü?

“Dışarıdaki kadınlarla içerideki kadınlar o zaman aynı şekilde alımlı ve bakımlıydı” derseniz bu hiçbir gerçekliğe uymaz. Burada anlatılmak istenen, “Dışarıdaki kadınla beraber olsan da şehvetini tatmin edeceksin, içeridekiyle beraber olsan da. İkisiyle yaşayacağın şey birbiriyle aynı” demektir..

Nur suresindeki; “Mü’min erkeklere söyle, bakışlarını kıssınlar, namuslarını muhafaza etsinler” (Nur 30) ayeti şu olaydan sonra nazil olmuştur:

(Bakışınızı karınızdan kısın denmemiş. Tam aksi evinizde eşinize bakın denmiş.)

Rasululalh (s.a.v)’ın mescidinde, güzelliğiyle ön planda olan bir kadın, kadın saflarının ilk sırasında namaza durmuştur. Erkeklerden de namazda iken kadını yandan yöreden görebilmek bahanesiyle arka saflara geçenler olmuştur. Bundan sonra bu ayet inerek; “Mü’min erkekler bakışlarını korusunlar”buyurulmuştur. (Bkz. İbni Kesir 3/348. Daru’l-Hadis baskısı)

“Bakın hanımlar! Mescide daha güzel kadınlar gelmeye başladı, eşleriniz elden gidiyor. Artık çaresine bakın, ne yapıp edip onları elinizde tutun” gibi bir tavsiyede bulunulmamıştır.

Çünkü insanı tanıyan bilir ki; dini ve imanı kendisini haramdan korumayan erkeği, 4 tane hanımı 14 tane cariyesi de olsa haramdan koruyamaz!

(Konuyla alakasız bir bağlantı yapmışsınız. Kendinizi haklı çıkaracak hadisler bulamamışsınız belli ki. Bu hadisin süslenme ile ne alakası var. Kadın yaratılıştan güzelmiş. Erkeklere harama bakmayın denmiş, karınız süslenmesin denmemiş. )

5-Demek Ki Derdimiz Cinsellik Değilmiş!

Demek ki bugün cinselliğin karşılanmasından değil, içerideki kadının nasıl dışarıdaki kadın gibi erotik ve seksi olabileceğinden bahsediyoruz. Verdiğimiz brifingler de hep buna yönelik!

Yazımdaki; “Problemimiz eşler arası cinsellik değil, sapkınlık ve pornografi problemidir.” cümlesine şu şekilde cevap vermişsiniz:

“Bu yargıya nereden vardınız? Kadın doğumcu musunuz, psikolog musunuz, avukat mısınız, aile danışmanı mısınız, vaize misiniz? Çünkü en çok bu meslektekiler bu problemlerin boyutunun ve sebeplerinin daha çok farkında. Siz kaç kişi ile görüşüp bu sonuca vardınız?”

Bunu anlamak için illa ki saydığınız mesleklerde görev yapmak gerekmiyor. YouTube’de en alakasız videonun altına yapılan yorumlara bakmak yeterli. Artık insanımızın aklının uçkurundan başka bir şeye çalışmadığı ve bunun en uç kısımlarında dolaştığı herkesin malumu…

Ama sanırım sizin demek istediğiniz bu değil.. “Sen kimsin ki?” diyorsunuz aba altından.. Sözlerinizin altından bir etiket ve diploma arayışı kokusu geliyor.

Yazık.. Oysa hakkı söyleyip söylemediğiyle ölçülen, takvayı en büyük üstünlük bilen bir din ve gelenekten geliyoruz biz..

(Diploma aramadım ki ben, gerçekten diplomaya değer veren biri değilim. Bakın içinde vaize de var. Siz deseydiniz ki ben hocayım bu güne kadar şu kadar hanıma hitap ettim ders verdim, bu konularda bilgi sahibiyim deseniz yine olurdu. Takvalı olmakla konu hakkında bilgi sahibi olmak çok alakasız oldu. Bilmediğimiz konularda konuşalım soran olursa neye dayanıyorsun diye “çok takvalıyım, her şeyi bilirim” diyelim. Ayrıca gerçekten takvalı olan kendine asla takvalı demez. Siz niye evlilik üzerine konuşuyorsunuz derseniz ben size diplomam var demem bu güne kadar yaptığım çalışmaları anlatırım. Youtube den bilgi sahibi olup ahkam keserseniz de olmaz yani )

6-“Vay O dinin Haline” Diyenler

“Eğer Arap kadınlara söz konusu yaptıklarını emreden dinleriyse, vay o dinin haline!” sözümü

“Vay o dinin haline derken? Ne demek istediniz? Hoşunuza gitse de gitmese de dinimizde bunlar var.” demiş ve yazınıza da başka başlık bulamamışsınız.

Bununla İslami derdi olan yazımı tamamen din düşmanı ilan etmeyi hedeflediğinizi söylememe gerek olmayacak kadar ortada zaten..

Fakat siz yani o kadar din eğitimi almış hatta Arapça görmüş birisisiniz. Şu ayet ne diyor acaba?

“..De ki: Eğer iman ediyorsanız, imanınız size ne kötü şeyler emrediyor!”

Bunun bir üslup olduğunu, cümlemin dine değil, dinden Arap cinsel yaşamını çıkaranlara itiraz olduğunu bilmediğiniz için yeni yazınızın başlığı da “İman ne kötü diyenler” olsun!

(“Vay o dini öyle anlayanların haline” diyebilirdiniz fakat “Vay o dinin haline” demişsiniz. Cümle size ait fakat ben yine de yanlış anlaşılma olmasın diye değiştirdim başlığı ertesi gün. Hata yaptığımda düzeltme yoluna giderim.)

7-“Gelenekçi Kadınlar”

Bizi, “Evlerine kapanan, annelikten başka bir şeyi kutsamayan, hayatlarında eş ve kadınlık hali olmayan, kadın olmaktan rahatsız olan, erkekler tarafından mağdur edilmiş, öfkeli kadınlar” olarak tanımlıyorsunuz ya…

“Başörtülü Kadınların Dört Hali” yazımdaki gelenekçiler tanımımı, tamamen kendi üzerinize almışsınız. Evet biraz içinde siz varsınız fakat hepsini üzerinize almanıza gerek yok. Maalesef gelenekçi kadınlar çok var.)

Ben eleştirmeden sizin yazılarını epey bi okudum. (eleştirimi de daha çok bekarlar ve çocuklar üzerinden yaptım) Elbet insan gözden kaçırabilir. Fakat siz bu yargıya nasıl vardınız? İnsan bu şekilde yargılayacağı siteyi biraz daha araştırır tanırdı.

Evimizi, dışarıda kendimize yer bulamadığımız için değil hangi sebeplere tercih ettiğimizi bilmeniz gerekirdi.

Evlilikle ilgili birkaç yazımızı okumanızı tavsiye ederim.

Bu yazılardan sonra biz eğer kızları erkekliğe, mücahideliğe, eşe itaatsizliğe, koca nefretine davet ediyorsak, artık “söz bitti” diyebiliriz.

(Ben de size ilk cevabı vermeden sayfanızı epeyce okudum. Bana feminist bir site izlenimi verdi. Linkini verdiğiniz ilk yazı “Evlilik Manifestosu’ buram buram feminizm kokuyor, evet koca nefretine davet ediyor. Kocaları tarafından kıymeti bilinmemiş mağdureler! Kötü erkekler, alimi de zalim çıkmış. Zaten yorumlarda genç bir kız “yazıyı okuyunca başıma balyoz yemiş gibi oldum” diyor.)

Demişsiniz:

Şahsıma yönelik “Feminist, erkek düşmanı, kocaya itaatten rahatsız, hasta, etrafa takıntılı, kendisiyle uğraşması gereken problemli biri” ithamlarınız için size ne diyebilirim ki? Siz, yazılarınıza ufacık bir eleştiride bulunan kimseleri “Feminist” diye yargılamaya kalkıyorsunuz, hayırdır birilerini böyle itham ettikçe kendinizden intikam mı alıyorsunuz?

(Siz bana açıkça iftira ve hakaret ettiniz fakat ben size yukarıdaki sözleri söylemedim, cümlelerimden çıkarım yapmışsınız.  Takdir sizin. Kendimle çok barışığım  elhamdülillah, intikam almak gibi bir ruh hali içinde değilim. Kişinin hatasını görmesi erdemdir. size de tavsiye ederim. )

Biz denge toplumuyuz, vasat bir ümmetiz.. Konuştuğumuz konularda da denge sahibi olmalıyız. İki aşırı uç arasında gidip gelmemeliyiz. Yoksa birkaç yıl sonra da; “Eskiden şöyleydim şimdi arınmaya çalışıyorum” diyebilirsiniz! Dikkat edin!

( Bana yine laf çakmışsınız. İnsanın hatalarını görüp düzeltmesi kadar güzel bir şey yok. Bundan hiç gocunmuyorum. Kendini beğenmişlikten çok daha iyidir. Feministken söylediklerim batıl kaynaklardı bu yüzden boş çıktı. Şimdi kendime değil, kaynaklarıma güveniyorum. Âyet-i kerÎme ve hadis-i şerîfleri kendime rehber ettiğim için Allah’ın izni ile doğru yolda olduğuma inanıyorum. Allah ve Rasulü yanılmaz. Sadece bir hata olursa o bendendir. Sizin yazdıklarınıza baktım kendimde bir hata bulamadım. Tek hatam size cevap vermek olmuş olabilir. Fakat benim derdim sizinle değil. Sizin sahip olduğunuz gizli feminist zihniyetle. Bu yüzden cevap verdim.)

Not demişsiniz: Derdimi anlayan kardeşlerim, bu iki yazıda anlamıştır. Bundan sonra bu konuda size cevap verme zahmetinde bulunmayacağımı bildirmek isterim. Siz beni alışık olduğunuz iki gruptan birine girmem için zorluyorsunuz. Ya feministlerle yada gelenekçilerle aynı tarafta olmam sizin hoşunuza gidecek. Kusura bakmayın, beni ve sitemizi ne feminizm taraftarlığına ne de gelenekçi diye tabir ettiğiniz kesime dahil edebilirsiniz. Biz size başka bir taraftan bakıyoruz. “Tanıyorum” dediğiniz ama hiç tanıyamadığınız bir taraftan..“Cinsellik düşmanı” yaftalamasına gelmeyecek kadar da ne dediğimizi bilen insanlarız elhamdülillah…

(Ben de son olarak derim ki…

Hadi ben sizi ciddiye alsam, cinsel eğitim yazılarını  siteden kaldırsam, buradan doğru bilgiler alan kişiler, sapık sitelere gitse, siz bunun vebalini taşıyabilecek misiniz?

Esas denge konusunu ben size tavsiye ediyorum. Hatanızı anlayıp özür dilemenizi, helallik almanızı bekliyorum. Eğer hatanızı anlayamıyorsanız en azından bana karşı neden bu kadar öfkelisiniz, yazdıklarım sizi neden bu kadar rahatsız ediyor, onun sebebini bulun ve kendinize gelin.

Konu ile ilgili son yazı





Etiketler:

Diğer İçerik Başlıkları

Tüm Başlıkları Göster

Faaliyet
Duyuru
Takvimi

Canlı Yayın
Tekrarı

Aile
Makaleleri

Üye Olmak
İstiyorum

Bagis
Yap!