DUYURULAR  SOSYAL MEDYA 
 
BİR SÖZ
Facebook
YouTube
Canlı Yayın
  EL MÜNTEKİM Müntekim [ Suçluları adaleti ile müstehak oldukları cezaya çarptıran ] Ya Müntekim ismini okuyan Haksızlığa uğrayan kimse Okumaya devam ederse Cenabı Hak , Hakkını o zalim kimseden alıverir.  
GİRİŞ AiLE MEKTEBi ViDEOLAR PSiKOLOJi FAALiYETLER ETKiNLiKLER iLETiŞiM
Bizden Haberler
Abdullah Büyük Videolar...
Haftalık Canlı Yayında Dersl...
Yeni binamızın açılışı yapıl...
Yaptığımız bazı dini broşürl...
 
Kalemden Kelama
Güzel Hayat...
Ah Bilmiş Olsaydım...
 
Seminerlerimiz
AİLE MEKTEBİMİZİN 3. DERSİ A
AİLE MEKTEBİMİZİN 2. DERSİ =
AİLE MEKTEBİMİZİN 1. DERSİ =
 
Dost Sitelerimiz
 




 Nureddin Yıldız


  Hikmeti Görebilmek!
Ekleme Tarihi: 30.10.2012



Biz idrak edelim veya etmeyelim, Allah Teâlâ'nın her işi, emir ve yasağı tam anlamıyla hikmet üzeredir. Kulların, kendilerini yaratan Rablerinin işindeki hikmeti kendi kapasitelerince idrak etmeleri veya edememeleri, Allah'a ait bir işte eksiklik nedeni olamaz. Kullar nazarında hikmetin sezilmemesi veya gözle izlenebilir bir anlam çıkmıyor olması, sadece kulların değerlendiriliş tarzını ifade eder. Allah Teâlâ ise, kullarına beğendirmek maksadı ile bir iş yaratmamaktadır. O'nun her işi kendi takdiri iledir. Kullarına düşen görev, O'ndan bildiklerine teslim olmaktır. Adı İslam olan bir dine iman edip Müslüman olan insanın kazandığı kimlik de esasen budur. Müslüman olmak, kayıt ve şart getirmeden her şeye teslim olmaktır.

Bizden önceki nesiller üzerinde izlediğimiz kadim olayların ya da elan bizim de izlemekte olduğumuz mevcut olayların içerisinde hikmetini idrak etmekte zorlandığımız ve aklımızı teslim etmekten başka alternatif üretemediğimiz pek çok olay bulunmaktadır. Güneş ışınlarının bize ulaşması olayına bir anlam yükleyebiliyoruz. Yaz veya kışın oluşmasını tahlil edebiliyoruz. Pek çok feza olayını da bu zaviyeden değerlendirebilecek bilgiye ulaştık. Bu ve benzeri bilgilere ulaşmış olmamız, Allah Teâlâ'nın mülkündeki her işi ve olayı anlamamızı gerektirmiyor. Allah Teâlâ'nın her işini en ince ayrıntılarına kadar anlayabilmiş olmak, ortada bir hikmetin bulunmasını da gereksiz hâle getirir. Rab ile kul arasındaki mesafe, meselenin iman etme/İslam olma meselesi olması, irdelemeden inanma ve kapısı açılmış kadarı ile hikmeti öğrenip yetinme mecburiyeti getirmektedir.

İmanımız şudur:

- Allah Teâlâ'nın kulları üzerindeki kaderi sabittir. Nesilden nesile gelişme, değişme göstermez.

- Allah Teâlâ ne yaptı ise ve şu anda O'nun kaderi ile ne tecelli ediyorsa olduğu gibi hikmettir. Kullar, bu hikmeti anlasın veya anlamasın, Allah Teâlâ hikmetli olmayan bir iş yapmaz. Yeryüzünde meydana gelen bir depremden, insanlar üzerinde zulüm düzeni Kur'an bir zalime kadar her şey, O'nun kaderi ile olduğu sürece hikmetlidir. Kendi dini olan İslam'a iman edenlerin ezilmişlik içinde birkaç asır yaşamaları, Allah'a isyan üzerine kurulu bir sistemin ise hür ve azgın edasıyla var olması da bir hikmettir.

- Allah Teâlâ'nın kulları üzerinde tecelli eden kaderi olduğu gibi adalettir. Kiminin fakir kiminin zengin olmasında bir adalet vardır. Kiminin sağlam kiminin de sakat olmasında da adalet vardır.

Her şeyin vakti var

Şu âyeti düşünerek okuyalım, göreceğiz ki Allah Teâlâ, insanlar hak etmiş olsalar bile onlara azap etmekte acele etmemektedir. Yeryüzünde, içinde insanların da bulunduğu bir plan işlemektedir. Bu plan, insanların bir bölümünün hak etmesi veya istemesi ile yönlendirilecek bir plan değildir. İnsanlar, cinler ve bütün kâinatı kapsayan, bütün zamanları içine alan bir plan olması buna manidir. İnsanlar, kendi bölümlerini yaşayıp gidecekler ve plan devam edecektir. Âyeti dikkatlice okuyalım:

'Eğer insanların, iyi olanı çarçabuk istedikleri gibi, kötü olanı da Allah onlar için hemen gerçekleştirseydi derhal sonları gelirdi.

Bize kavuşacaklarına inanmayanları, azgınlıkları içinde bocalayıp durmak üzere kendi hallerine bırakırız.' Yunus,11

Âyet iki noktayı öne çıkarmaktadır. Birinci nokta, Allah Teâlâ insanlar hak etseler bile azabını acele vermemektedir. İkinci nokta da Allah Teâlâ, O'na asi olanları bilerek uzun bir ömür içinde yüzdürmektedir. Bu da onlar için bir tuzaktır. Onların bu şekilde nimetler içinde yüzerken asi olmaları, onlara merhamet olacak bir durumu değerlendirememelerinden başka bir şey değildir. Asıl yaratılış gayelerine dönme fırsatlarını tepmeleri onların aleyhinedir.

Kişiler olarak kâfirlerin uzun ömürlü, refah düzeyi yüksek, arzularını gerçekleştirebilir bir hayat yaşamaları elbette Allah Teâlâ'nın dilemesi ile olmaktadır. Allah'a iman etmiyor olmalarına rağmen adeta diledikleri şeyleri vermesi ise, onların içine battıkları bataklığın kendi aleyhlerinde derinleşmesi olarak görülmelidir. Kişisel olarak incelendiklerinde bu böyle olduğu gibi, küfür ehlinin oluşturduğu sistemler, yönetimler için de söylenecek söz budur. Şehvetlerin sınırsız önlerine konması, nimetler arasında dilediklerini seçme bolluğu içinde bulunmaları asla onların lehine değildir. Zira Allah, mühlet veriyor ama ihmal etmiyor. İpi uzatıyor ama asla salmıyor. İman etmeyenler için bir 'son fırsat' olan bu uzatma, mü'minler arasında, Allah'ın bir hikmeti olarak değerlendirilmedikçe imanın gereği yapılmış olmaz. Mü'minler, kendilerinin sıkıntılar içinde bocaladığı bir dünyada kâfirlerin nimetler içinde yüzmesini bir imtihan olarak görmelidirler. Bu imtihan, Bedir ve Uhud'daki imtihandan farkı değildir.

Şu anda üzerimizde bulunan sıkıntı bulutları, bizim için bir rahmete dönüşebilir. Şartlar ne olursa olsun biz, Allah'ın rızasını kazanmayı gaye edinebilir ve o gayenin de gereğini yapabilirsek kazanırız. Kazandığımız, Allah'ın rızası olur. O rızadan sonra ise kaybedeceğimiz bir şey yoktur. Üzerimizde cereyan eden her olay, içinden çıkmakta zorlandığımız her sıkıntı bu kurala tabidir. Bir Bedir veya Uhud'u bir meydanın adı zannedecek kadar dar düşünemeyiz. Bilakis Uhud'u, evde, ticarette, siyasette ve insanın nefes aldığı her yerde görebilmeliyiz. Bu görüşümüz de bize bir pratiklik kazandırmalıdır. Mücerret bir görüp kavrama yeterli değildir. Kavradığımızı uygulayabildiğimiz zaman kazanmış oluruz. Tıpkı Uhud, bir imtihan olduğu gibi mü'minin helal gıda bulmakta zorlanacağı bir hayat yaşaması da imtihandır. Evlatları üzerinde emellerinin gerçekleşmesine mani bir yığın engelle karşılaşması ama buna rağmen evlat imtihanı ile muhatap olması, imtihanın artarak devam ettiğini gösterir. Tapusuna sahip olduğu topraklarda söz sahibi olamaması da bir imtihandır.

Mü'min, imtihan için geldiği bir hayatı anlayamadığı zaman hikmetin izini kaybetmiş demektir. En büyük hikmet de bunu idrak etmek olsa gerek...


   Nureddin Yıldız ait diger başlıklar
Bir ashabı kiram farkı: Tabiilik
Ümmet kimliğimizin gereği
Hikmeti Görebilmek!

Derneğimiz
DERNEK BAŞKANLIĞI
DERNEĞİMİZ HAKKINDA
RİBAT EĞİTİM VAKFI
İLİM ve AİLE MEKTEBİ
GIDA HAYIR MARKET
EVLENDİRME
 
 Köşe Yazarlarımız 

Anket
İnternetten dini video ve dersleri düzenli takip eder misiniz ?
Düzenli izlerim
Arasıra izlerim
Dengeldiğimde izlerim
Konusu ilgimi çekerse izlerim
Kısa olursa izlerim
Uzun olursa izlerim
Haftada bir defa izlerim
Ayda bir defa izlerim
İzlemiyorum / İzlemem
 
Ana Sayfa - Tüzük - Yukarı Çık         
©  2005-2017   GOKKUŞAĞI AİLE DERNEĞİ | Gökkuşağı Aile Derneği
WebSite: VS MEDYA