DUYURULAR  SOSYAL MEDYA 
 
BİR SÖZ
Facebook
YouTube
Canlı Yayın
  Her çeşit yemeği gördüm tattım. Sabırdan daha lezzetlisini görmedim. Hz Ali r.a.  
GİRİŞ AiLE MEKTEBi ViDEOLAR PSiKOLOJi FAALiYETLER ETKiNLiKLER iLETiŞiM
Bizden Haberler
Abdullah Büyük Videolar...
Haftalık Canlı Yayında Dersl...
Yeni binamızın açılışı yapıl...
Yaptığımız bazı dini broşürl...
 
Kalemden Kelama
Güzel Hayat...
Ah Bilmiş Olsaydım...
 
Seminerlerimiz
AİLE MEKTEBİMİZİN 3. DERSİ A
AİLE MEKTEBİMİZİN 2. DERSİ =
AİLE MEKTEBİMİZİN 1. DERSİ =
 
Dost Sitelerimiz
 




 Aile Derneği


  KARANLIK GECEDE YOL GÖSTEREN BİR YILDIZ
Ekleme Tarihi: 17.01.2011



Efendimiz’in (s.a.v.) tabiriyle “Karanlık gecelerde yol gösteren bir yıldız”dın sen. Bunun ötesinde Efendimiz’in (s.a.v.) tasviri ve iltifatı üzerine daha ne söylenebilirdi ki sana. Söylenenler yazılanlar ve söylenecek ve yazılacak olanlar anlatabilir hissettirebilir miydi makamını? Yıllar önce bana ahlakınla, fedakârlığınla, cömertliğinle, müslümanca, müslümana yakışır sergilediğin hayat tarzınla, sebatınla, sabrınla göstermiştin İslam’ın nurunu ve tenvir etmiştin zulmette bırakılmak istenen,” bunlar doğru” diyerek, bidat ve yanlışlıklarla doldurulmaya çalışılan yolumu. Seni bir bant tiyatrosuyla tanımış, ünsiyet etmiş, muhabbet ve hayranlıkla dinlemiştim seni.
Hayrandım sana, çünkü yoktu emsalin etrafımda. Hani “Siz onları -sahabeleri- görseniz deli dersiniz. Onlar sizin halinizi görse bunlar Müslüman mı?” derler ya. Zira havsalamızın alamayacağı, ekserimiz için karalara bürünüp yas tutacağı, ama senin tam tersini yaptığın işler ve haller vardı hayatında. Evvela davada nasıl sebat edileceğini göstermiştin bana. Müşrik olan eşin seni kendi bataklığına geri dönmen için zorladığında, ama sen direnmiştin onun tazyikatına. Aç, susuz, biçare kalma pahasına. İslam’da ısrarın sebebiyle Malik bin Nadr terk etti seni, Şam’a gitti. Bir müslümanla bir arada yaşamaya tahammül edemedi. Gitti ve dönemedi. Enes’le yalnız kalmış, ama yoksulluğa aldırmamıştın.
Sen aynı zamanda cömerttin, bana da vermeyi öğrettin. Vermeyi seviyordun verememe durumunda olsan da. Veremezdin çünkü yoktu altınların, gümüşlerin, sürüyle hayvanların evlerin eşyaların. Ki olsa sen onları da hiç tereddütsüz verirdin. Efendimiz Medine’yi şereflendirmiş ve herkes elindekini hasretle bekledikleri Peygamberlerine (s.a.v.) hediye etme yarışına girmişlerdi. Sen o yarışın birincisi olmak isterdin eminim, ama yoktu bir şey verebileceğin. Düşündün ve elindeki tek şeyi canından bir parçayı tek çocuğunu Enes’i verdin. İslama vererek de hizmet ettiğini bununla gösterdin. İnsan neye sahipse onu verebilmeli değil miydi? Sahip olduğu bir tane dahi olsa bile. Vermek asıl buna denmez miydi? O bir taneleri vermekle verenin mübarekliği görünmez miydi? Veremeyince o bir tanenin de ne kıymeti vardı ki?  
Hayatının tam merkezini teşkil ediyordu İslamiyet. Yapılacak yeni evlilikte de o mübarek dinden hiç bir şekilde taviz vermemiş, zerre miktar bile imanından geri adım atmamıştın. Ebâ Talhâ evlenmek arzusuyla teklifte bulunduğunda “Sen, sana yararı olmayan, zararı olmayan bir taşa tapmayı nasıl uygun görürsün. Bir marangozun getirip senin için yonttuğu bir ağaç parçasının sana ne faydası dokunur!” diyerek tevhidi anlatmış, haykırmıştın ve Ebâ Talhâ’nın “biraz düşüneyim” demesi üzerine devamla, “Ey Ebâ Talhâ ! Sen kafirsin, ben müslümanım. Seninle evlenmek bana uygun düşmez.” Diyerek evlenmene mani ulvi hakikati beyan etmiştin. Asıl sebebin bu olmadığını evlenmek için altın ve gümüşü olmadığını belirten Ebâ Talhâ’ya “Eğer müslüman olursan bu benim için kâfidir. Senden başka mihir istemem” diyerek senin için neyin ehemmiyetli olduğunu göstermiştin. Mihirlerin en güzeliydi seninki. İzdivacını İslam üzerine kuranın ancak bu olurdu mihri. Çünkü senin mihrin olmuştu Ebu Talha’nın hidayeti.
 Bu mübarek evliliğin Ebu Umeyr’di semeresi. İşte bu güzel bebekle öğrendim senden tabir-i emaneti. Ya Rabbi o ne güzel sabır, o ne kuvvetli metanet, o ne muhteşem bir tevekküldü. Benim dünya ve dünyalıklara olan nokta-i nazarımı değiştiren işte tam da buydu. Hani Umeyr hasta olmuştu. Ebu Talha’nın evde olmadığı bir sırada Umeyr’in hastalığı iyice artmış, cennet kuşu olup uçmuştu. Bunu fark ettiğinde, ne kendinden geçercesine feryad-u figan ettin, ne isyanı ihsas edecek sözler sarf ettin, ne de sebeblere takılı kalıp Umeyr’in vefatını kabullenmeyerek keşkelerle, şöyle olsaydı olmazdılarla kaderi suçladın. Bilakis çocuğu yıkayıp kefenledin. Kokular sürerek üstünü örttün. Evdekilere de; Ebu Talha‘ya ben haber verinceye kadar siz bir şey söylemeyin diye tenbihatta bulundun. Bir müddet sonra Ebu Talha eve geldiğinde, oğlunun durumunu öğrenmek istemiş, sen de “ Biraz rahatlamış olacak, eskisinden daha sakin…”demiştin. Hemen kalkıp daha önce hazırladığın yemeği Beyinin önüne koydun. Ebu Talha da bu sakin halinden çocuğun iyileştiğini sanmış, birlikte yemek yenilip sohbet edilmişti. Bu sakin ve güleryüzlü halin devam etmiş, eşinin istirahatini ve gecesinin neşe ile geçmesini sağlamıştın. Sabah namazı mescide gitmek üzere hazırlanan eşine: “Ya Ebâ Talhâ! Şu komşumuzun yaptığına bak! Kullanmak üzere benden emanet aldıkları malı geri almak için gittiğimde vermek istemediler. Ağırlarına gitmiş!...”diyerek dikkatini çektin. Ebu Talha da: “Olur mu öyle şey!.Hiç iyi etmemişler.” Demişti.Daha sonra acı gerçeği ne güzel bir üslup ve hakikatin ta kendisiyle şöyle dile getirmiştin: “Ya Ebâ Talhâ! Oğlun senin yanında Allah’ın bir emaneti idi. Onu geri aldı” birden şaşıran Ebâ Talhâ söyleyecek bir şey bulamamış ve “İnna lillahi ve inna ileyhi raciun= Biz Allah’tan geldik Allah’a döneceğiz.” Ayetini okuyarak teslimiyet göstermişti.
“Emanet” gözden kaçırdığımız, ekseriyetle unuttuğumuz neticesinde de bir çok dünyevi ve uhrevi azabı kendimiz, kendi elimizle, kendimize yaşattığımız ne büyük hakikat. Bu hakikatten uzaklaşmak ise; dünya ve içindekilerin hakiki manasını anlamayarak aldanmışlığımızın aşikare tezahürü. Kulluk dairesinin sınırlarının haricine çıkmak.. Biz neydik ki neyi, kimi sahipleniyorduk. Bunları lisan-ı hal ve sözlerinle en iyi ifade eden sendin.
Seninle dava uğruna sadece, sebatı, vermeyi, sabrı değil aynı zamanda yeri ve zamanı geldiğinde kendimi cihadın ortasına atmayı ve elimden ne geliyorsa yapmayı da öğrendim.Çünkü sen Uhud’da ashaba su taşıyan ve yaralılara yardımcı olandın. Efendimiz’ e sevginden canını feda etmekten kaçınmayandın. Efendimiz’in (s.a.v.)elindeki hançeri görünce: “Ey ümmü Süleym bu hançer ile ne yapacaksın?” diye buyurmuş. Sen de: “ Ya Rasulallah! Onu bugünler için hazırlamıştım. Yanıma aldım ki, müşriklerden birisi yaklaşacak olsa karnını yaracağım.” dedin. Sonra da: “Ya Rasulallah! Etrafınızdan dağılıp kaçanları da öldüreyim mi” dedin. Efendimiz ise “Ey Ümmü Süleym! Allah Teala’nın yardımı bize yetişti ve zafer ihsan etti” buyurmuştu.
Ey hz. Rumeysa şimdi bizim başımızda müşrik bir Malik b. Nadr olmadığı ve müşrikliğe zorlamadığı halde İslam’dan taviz verdik. Yoksulluk, sıkıntı, açlık bize çığ gibi büyüktü, dava uğruna bunlara katlanmaya göze alamadık. Din yeni teşekkül etmiyordu ama, her zaman infak edilmesi emrediliyordu. Biz değil onun için en değerli varlığımız evladımızı vermek, küçük bir eşyamızı bile vermekten çekindik. Aile binamızı maddi, dünyevi temeller üzerine kurduk ve neticesinde de hüsrana uğrayan biz olduk. Emanet fikrinden uzaklaştık. Her şeye öyle sahiplendik öyle sahiplendik ki kendimizin nereden geldiğini unuttuk. İsyanlar çıkardık feryatlar ettik. Sizler “Anam babam sana feda olsun ya Rasulallah” diyerek kendinizi cihadın ortasına hiç korkmadan attığınız halde, biz bu ulvi dava uğruna kılımızı bile kıpırdatmadık. Bütün bunlarla hakiki Müslüman olmaktan uzaklaştığımızın farkında olmadan, Efendimiz’in senin için “Rüyamda cennete girdim. Önümde bir hışırtı işittim. Bir de baktım ki, Milhan kızı Rumeysa orada” şeklindeki müjdesi sanki bize gelmiş gibi rahattık. Ve hala öyleyiz hz. Rumeysa maalesef hala öyleyiz…..
                                                                                           Hadra BEYZA

   Aile Derneği ait diger başlıklar
Peygamber Efendimizin (SAV) Öğütleri
ŞÜKÜR GÖZÜ
DÜNYEVÎLEŞME
Ah Şu İlahiyatçılarAynaya Bakabilseler
SÜNNET-İ SENİYE Mİ? KILIBIKLIK MI?
SAHİ BİZ İNSANDIK DEĞİL Mİ?
KARANLIK GECEDE YOL GÖSTEREN BİR YILDIZ
EY SEVGİLİ ŞİİR

Derneğimiz
DERNEK BAŞKANLIĞI
DERNEĞİMİZ HAKKINDA
RİBAT EĞİTİM VAKFI
İLİM ve AİLE MEKTEBİ
GIDA HAYIR MARKET
EVLENDİRME
 
 Köşe Yazarlarımız 

Anket
İnternetten dini video ve dersleri düzenli takip eder misiniz ?
Düzenli izlerim
Arasıra izlerim
Dengeldiğimde izlerim
Konusu ilgimi çekerse izlerim
Kısa olursa izlerim
Uzun olursa izlerim
Haftada bir defa izlerim
Ayda bir defa izlerim
İzlemiyorum / İzlemem
 
Ana Sayfa - Tüzük - Yukarı Çık         
©  2005-2017   GOKKUŞAĞI AİLE DERNEĞİ | Gökkuşağı Aile Derneği
WebSite: VS MEDYA