DUYURULAR  SOSYAL MEDYA 
 
Pazartesi sohbetlerimiz devam etmektedir akşam namazından sonra

Erkekler:  Salih YILDIRIM
0 505 706 05 04

BİR SÖZ
Facebook
YouTube
Canlı Yayın
  EL KAHHÂR Kahhar [ Herşeye her istediğini yapacak şekilde galip ve hakim olan ] Zalimleri kahretmek için.Ya Kahhar ismini her gün okuyanların kalbinde dünya sevgisi kalmaz. Nefsine yenik düşmez.  
GİRİŞ AiLE MEKTEBi ViDEOLAR PSiKOLOJi FAALiYETLER ETKiNLiKLER iLETiŞiM
Bizden Haberler
Abdullah Büyük Videolar...
Haftalık Canlı Yayında Dersl...
Yeni binamızın açılışı yapıl...
Yaptığımız bazı dini broşürl...
 
Kalemden Kelama
Kuran sünneti nasıl savunur ...
Kuran yeterliyse hadislere n...
Güzel Hayat...
Ah Bilmiş Olsaydım...
 
Seminerlerimiz
AİLE MEKTEBİMİZİN 3. DERSİ A
AİLE MEKTEBİMİZİN 2. DERSİ =
AİLE MEKTEBİMİZİN 1. DERSİ =
 
Dost Sitelerimiz
 




 Musab Seyithan


  Sünnet inkarcılığı ve tarihi arka planı
Ekleme Tarihi: 02.02.2017



Günümüzde sünnetin işlevini inkâr ve reddedenler, geçmişteki yoldaşlarının pek çok düşünce ve görüşlerini taşımaktadırlar. Bu eskilerin, yeni neslin türemesinde büyük etkileri vardır. Bundan dolayı eskileri de, bugünü daha iyi anlamamız için, tanımamız gerekiyor.


Bu bağlamda sünnet inkârcıları, eski ve yeni olmak üzere ikiye ayrılır. Hicrî ikinci asrın sonlarına gelindiğinde, İmam Şâfiî’nin kelamcı olduklarını belirttiği bir grubun hadisleri toptan, (Şafiî, Muhammed b. İdris,  el-Üm, Tahkik, Rif’at Fevzî Abdülmuttalip,  Dâru’l-vefâ, 2008, IX, 5 vd.) diğer bir grubun da mütevatir Sünnetten başkasını reddettikleri görülmektedir. (Bk. Şafiî, el-Üm, IX, 19 vd.)  

Mu’tezile ekolüne mensup oldukları anlaşılan bu gruplar tarafından başlatılan Sünnet'i inkâr hareketinin bu dönemden itibaren ekol ya da ekoller haline dönüştüğünü ve Sünnet'i kabul etmeme olgusunun günümüzde ilk defa ortaya çıkan bir şey olmayıp târihî bir olgunun devamı olduğunu söyleyebiliriz.

Bu düşünce, mensuplarının kalmaması sebebiyle 19. asra kadar tarihî bir vakıa olarak İslâmî kaynaklarda varlığını sürdürmüş ve bu tarihten sonra müsteşriklerin/oryantalistlerin çabalarıyla yeniden gündeme getirilerek seslendirilmeye başlanmıştır.


Hicri ikinci yüzyılın sonuna doğru dini hükümlere kaynaklık yapma işinde sünnetin hüccet/delil oluşunu inkâr ve reddeden haricilerle, sünnetten mütevatir olanın dışındakilerinin delil oluşunu reddeden Mu’tezile ve Ehl-i Beyt’in dışındaki rivayetleri kabul etmeyen Şia, tarihe “İlk Sünnet inkârcıları” olarak geçmiştir.


Bunlardan Sünnete bakış açısı olarak Mutezile’nin konumu, müslümanların çoğunluğunun akidesine ters olan bir hal arz eder.

Sünnet uleması/muhaddisler ile Mutezile’nin ileri gelenleri arasında hayli cefa ve ezaya yol açan bu aşırı konumdan dolayı, bu alanda karşılıklı ithamlarla atışan iki ekol ve fırka oluşturan Mutezile, muhaddisleri yalan yanlış ve sapık rivayetlerde bulundukları iddiası ile ve onların rivayetlerini “anlamayarak haber taşıyan develer” olmakla yererken; muhaddisler de Mutezile imamlarını dinde fısk, fücur ve bid’at çıkarmakla, Allah’ın hiçbir delil indirmediği şeylerin sözünü etmekle yererler. (M.Tahir Hekim, Sünnetin Etrafındaki Şüpheler, s.37.)


İşte böyle geçmişte sünneti yeren bazı şahıs ve gruplar vardı. Ama zaman onları ikinci veya en fazla üçüncü asrın sonlarına kadar ulaştırdıktan sonra hezimete uğratıp eritti. Tarihin çöplüğüne attı. 


Sünnetin yeni inkârcılarına gelince: İslam ümmeti onbir yüzyıl gibi uzun bir müddet boyunca bu sünneti inkâr fitnesinden emin olarak yaşadı. Bu hal sömürgecilik döneminin başlamasıyla son buldu. Sömürgeciler, İslamî konum üzerine yetkin ve hâkim olmak için ve müslümanları parçalayıp, düzenlerini yıkarak darmadağın etmekten ibaret olan emperyalist planlarının gerçekleşmesi adına çirkin düşünce ve fikir akımlarını yaymaya başladılar. 


Sünnet ve Oryantalistler: Müsteşriklerden bu işe ilk girişen Goldziher’dir. O, bu alanda çalışmalarını 1890 yılında Almanca olarak “İslamî Dersler” adı ile yayınladı.

Onun bu kitabı diğer müsteşriklerce kutsal İncil gibi itibar gördü. Goldziher’den kısa bir süre sonra oryantalist/müsteşrik Profesör J. Schacht (Jozef Şat) ortaya atıldı. Uzun bir süre fıkhî hadislerin kaynaklarını araştırma ve eleştirme ile uğraştı. Çalışmalarının neticesinde “Bunların hiçbiri, özellikle fıkhî hadisler sahih değildir” hükmüne ulaştı. Kitabı, diğer müsteşriklerce ikinci bir kutsal İncil görünümünü kazandı.


Bir yüzyılın dörtte üçünde hadis konusunda bu iki kitap dışında -birkaç makale hariç- müsteşriklerin kaleminden çıkmış hiçbir araştırma yayınlanmamıştır. 


Sözün kısası, Rasulullah’ın hadisleri üzerinde müsteşriklerden çok azı araştırma yapmıştır. Bununla beraber bu araştırmaları da yeterli ve ilmi araştırma metoduna uygun değildir. Bunların içinde ise Schacht’ın eseri (Origins of Muhammedan Jurisprudence/İslam Hukukunun Kaynakları), batı ve belki de doğunun hadise ilişkin ilmi araştırma tarihinde en tehlikeli sayılabilecek ve kendinden sonrakilere kaynaklık edecek bir eserdir.

Bu eser, “Schacht’ın bu kitabı, gelecekte İslam medeniyeti ve şeriatı üzerine yapılacak tüm araştırmalar için kaynak hâline gelecektir, en azından bu Batı’da böyle olacaktır” diyerek bir nevî kehânette bulunan Gibb'in sözlerini doğrularcasına, batı dünyasında âdetâ kutsal bir kitap görünümü kazanırken kendi ülkemiz de dâhil İslam dünyasının çeşitli bölgelerinde Sünnet hakkında çalışma yapan bazı müslüman yazarların düşünceleri üzerinde hayli etkili olmuştur.


Schacht’a göre Hz.Peygamber, hukuki mahiyette bir şey yapıp söylemeyi hiçbir zaman düşünmemiştir. Esasen O’nun hukuk sahasında bir şey yapmaya ve söylemeye yetkisi de yoktur. Bir Peygamber olarak O’nun hedefi, yeni bir hukuk sistemi getirmek değil, hesap gününde cennete hesapsız girmek için insanlara nasıl davranacaklarını, ne yapacaklarını ve nelerden kaçınacaklarını öğretmektir. Hal böyle olunca, dini kendi anlayışlarına göre yönlendirmek isteyen bazı kişiler, Peygamber adına dinin yaşanmasıyla ilgili olarak hadisler uydurmuşlardır. Hicretin ikinci ve üçüncü asrında Muhaddisler tarafından hadislerin tedvini ve tasnifi maksadıyla yapılan büyük çalışmalar Shat’a göre, dine farklı bir siyasi mahiyet vermek üzere Peygamber adına hadis uydurma faaliyetinden ibarettir. (Mustafa A’zami’nin “Hadis-i Nebevi Araştırmaları” eserinin önsözünden özetlenmiştir.)


Daha sonra aynı çizgiyi sürdüren sünnet düşmanlarının bir kısmı işi, sünnetin huccet/delil oluşunu ve teşrideki/şeriat koymadaki konumunu yermeye, bir kısmı da hadis yazımının bir asır veya daha fazla geciktirildiğini iddiaya, bundan hareketle sünnete itimat ve güvenin mümkün olmadığını savunmaya kadar götürdü.

Daha sonra bu koroya el-Menar dergisinde “İslam Yalnız Kur’an’dır” makalesiyle Mısırlı tıp doktoru Tevfik Sıddıki, “Fecru’l İslam ve Duhaha” adlı eserinde, hadislere yönelttiği eleştirileriyle Ahmet Emin ile çağdaş Mısırlı bir yazar olan “Özgür düşünce, bilimsel araştırma” adı altında sünneti yermesi ve sünnetten aşırı derecede sapmasıyla tanınan ve yakın geçmişte ölen Mahmut Ebu Reyye de “Muhammedî Sünnet Üzere Işıklar” (Edvaun ale’s Sünneti’l Muhammediyye) adlı eseriyle katılmışlardır. (M.Tahir Hekim, Sünnetin Etrafındaki Şüpheler, s. 68.)


Bugün kurduğu tv ekranında eleştiri sınırlarını çoktan aşarak kudurgan bir üslupla Buhari ve Müslimi aşağılayıp, yalama ettiği ve ehlince de tenkide tâbi tutulmuş bir takım zayıf ve uydurma hadislerin gerisine sığınıp, sünnet düşmanlığı yapan, adı belli hırçın üsluplu “Kaydırılmış din” mucidi zat veya zatlar, orijinal bir şey söylemiyorlar, yakın tarihte çöpe atılmış olan müfrit Sünnet inkârcısı Mahmut Ebû Reyye’nin zangoçluğunu yapıyorlar. Bu tip çöplük kurtları zaman zaman batıp çıkıyorlar. Şimdikiler de günümüzün zıpçıktılarıdır.


Nihayet Sünneti inkâr furyası sadece Ortadoğu ile sınırlı kalmadı. Daha da uzaklara Hindistan ve Pakistan’a kadar uzandı. Bu konuda Mevdudi şöyle diyor: “Hicri on üçüncü asra kadar hayat bu sünneti inkâr fitnesiyle karşılaşmadı. Yeniden sünneti ve kaynak oluşunu inkâr fitnesi Irak’ta doğdu. Hint’de gelişti. Hindistan’da bu hareket Seyyid Ahmat Han ve Mevlevi Çarağ Ali ile başlar. Bu işi dalalet/sapıklık kıyısına ulaştıran ise Gulam Ahmet Perviz’dir. Bunlar “Ehl-i Kur’an Ekolü” nün Hindistan’da doğmasına sebep olmuştur." (M.Tahir Hekim, a.g.e. s.82.)


Bu ekol, bu düşüncelerine bazı safları ve kültürlü-kültürsüz insanlardan dini ilimlerle hiçbir ilgileri olmayan kimseleri aldatarak sanki ilmî, kültürel ve ilerici bir harekete çağırıyorlarmışçasına hareket edip davet ettiler.

Bu hareketin yani “Kur’an İslamı’na Çağrı” nın Türkiye versiyonu da Yaşar Nuri ile vizyona hızla girmiştir. Gerek kitapları, gerekse TV programlarıyla, dinî alt yapıdan yoksun, kültürlü-kültürsüz, laik-Kemalist bir takım insanlardan oluşturduğu ve “Yaşar Nuri Cemaati” diye anılan bu hareketin, akademisyen mimarı Yaşar Nuri de, sanki ilmî, kültürel ve ilerici bir harekete çağırıyormuşçasına Hind’li ve Pakistan’lı refiklerinin edasını sergilemişti.

Şimdi de bir tv istasyonu kuran irili ufaklı cemaatler ve cemaatçiklerin önünde giden bir kısım hocalar, aynı senfoniyi seslendirmekteler. “Sapıtıyorsunuz” diyenlere, bir taraftan bir müslümanı döverken diğer taraftan “Müslümanlar beni dövüyoooor” diye avazı çıktığı kadar bağıran yahudinin çığlığı gibi çığlık atıyorlar. Gerçekten bunlar çok pişkin ve çok arsızlar. 


Onbeş asırdır Sevâd-ı Âzam ana damarıyla gümbür gümbür gelen Yüce İslam’ı, konumundan saptırmak, rotasından kaydırmak isteyen dâhili ve harici sapkınlar,  “Kaydırılmış din” mucitleri, tarihi süreç içerisinde -az da olsa- hep çıkagelmiştir.


Sünnet inkârcılığında öncülük eden dış sapkınlardan müsteşrik/oryantalist Goldziher ve Schacht’ın sünnetle ilgili çarpık görüşlerini ve onların izinden gidenleri bu şekilde ortaya koyduktan sonra gelecek yazımızda da, ilk bakıldığında kulağa hoş gelen “Kur’an İslam’ı” ekolünün yani “Sünnetsiz İslam’a çağrı” sapıtmasının tarihi arka planını ortaya koymaya çalışalım.

Selam ve dua ile.


   Musab Seyithan ait diger başlıklar
Kur'an'da eleştiri
RAMAZAN MEKTEBİNDEN RIZA DİPLOMASI ALABİLMEK
Kur'an'ın anlaşılması ile ilgili yaklaşımlar
Ümmetin vahdetini parçalamak toplumsal şirktir
Kur'an'ı Sadece Elitler ya da Hocalar mı Anlar?
İnsanlar nasıl haşhaşileştirilirler?
İmamı Azam Allah'ı mı görmüş? Allah Allah...
Avrupa'daki Müslüman Gençlerin Sorunları
Kandil Gecelerinin tarihi arka planı
Kabe'de yatır mı var?
İslam'da kadının iş ve sosyal hayatı
Anayasa Değişikliğine Neden 'EVET' Diyoruz?

Derneğimiz
DERNEK BAŞKANLIĞI
DERNEĞİMİZ HAKKINDA
RİBAT EĞİTİM VAKFI
İLİM ve AİLE MEKTEBİ
GIDA HAYIR MARKET
EVLENDİRME
 
 Köşe Yazarlarımız 

Anket
İnternetten dini video ve dersleri düzenli takip eder misiniz ?
Düzenli izlerim
Arasıra izlerim
Dengeldiğimde izlerim
Konusu ilgimi çekerse izlerim
Kısa olursa izlerim
Uzun olursa izlerim
Haftada bir defa izlerim
Ayda bir defa izlerim
İzlemiyorum / İzlemem
 
Ana Sayfa - Tüzük - Yukarı Çık         
©  2005-2017   GOKKUŞAĞI AİLE DERNEĞİ | Gökkuşağı Aile Derneği
WebSite: VS MEDYA