DUYURULAR  SOSYAL MEDYA 
 
Canlı yayın derslerimiz teknik bir gereksinimden dolayı geçici olarak ertelenmiştir. 

SMS 
sistemimize üye olmak için, SMS üyeliği ibaresiyle lütfen iletişim bölümündeki formdan bilgilerinizi iletiniz. Derneğimizin faaliyetlerinden, seminerlerinden, konferanslarından, derslerinden haberdar olabilirsiniz.
BİR SÖZ
Facebook
YouTube
Canlı Yayın
  Sana kötülük yapan kimseyi ona iyilik yaparak cezâlandır.  
GİRİŞ AiLE MEKTEBi ViDEOLAR PSiKOLOJi FAALiYETLER ETKiNLiKLER iLETiŞiM
Bizden Haberler
Abdullah Büyük Videolar...
Haftalık Canlı Yayında Dersl...
Yeni binamızın açılışı yapıl...
Yaptığımız bazı dini broşürl...
 
Seminerlerimiz
AİLE MEKTEBİMİZİN 3. DERSİ A
AİLE MEKTEBİMİZİN 2. DERSİ =
AİLE MEKTEBİMİZİN 1. DERSİ =
 
Kalemden Kelama
Sünnet inkarcılığı ve tarihi...
 
Dost Sitelerimiz
 




 Musab Seyithan


  Hezeyanlarla Dolu Paralel Bir Dine Sapmamak İçin...
Ekleme Tarihi: 02.02.2017



İnsanı insan yapan hasletlerin başında, inandığı değerleri tahrif etmeden taşımak ve onlar üzerinden menfaat devşirmemek gelir.

Kim inançları üzerinden menfaat devşiriyorsa, bunun adı din sömürüsüdür ve sömürülerin en adisidir, en seviyesizidir. 

Rabbimiz; şahsiyetleri bozulmuş, Allah’tan indirileni tahrif eden ve bunların da Allah’ın buyrukları olduğunu ifade eden Ehl-i Kitab hakkında şöyle buyuruyor: “Onlardan bir grup var ki, kitapta olmayan bir şeyi siz kitaptan sanasınız diye, dilleriyle kitabı çarpıtırlar ve Allah'tan olmadığı halde, “Bu, Allah katındandır!” derler, böylece bile bile Allah hakkında yalanlar uydururlar.” (Âl-i İmran, 3/78)

Allah adına yalan uyduran bu aşağılık adamlar, peygambere bile verilmemiş payeleri kendilerine layık görmüşlerdir.

Son günlerde bütün sıcaklığı ile yaşadığımız “Paralel Din” olgusunun deşifre olması ile birçok gerçek gün yüzüne çıktı.

Milyonların huzurunda ağlayan ve ağlatan din tacirlerinin Yüce İslam üzerinden neler devşirdikleri ve dini bir kuşa çevirdiklerini üzülerek ve acıyarak öğrendik. Bu dediklerimizi daha somut hale getirmek için paralelin önde gideni FETÖ lideri ile ilgili, onunla 30-40 yıl beraber bulunmuş daha sonra gittiği yolun sapık bir yol olduğunu anladıktan sonra 1998 yılında ayrılmış olan ve kamuoyunun da yakından tanıdığı Prof. Dr. Ahmet Keleş ve Latif Erdoğan'ın şahitlikleri ile dile getirilen “FETÖ hezeyanları”ndan hareket ederek “Paralel Din” sapmasına karşı dikkatleri çekmek istiyoruz:

Latif Erdoğan: "Gülen, bana Allah ile konuştuğunu ve ‘kâinatı Hz. Muhammed (sav) için yarattım senin için de devam ettiriyorum’dediğini söyledi. “Ben öfkelendiğim zaman dışarıda kasırga olur, fırtına olur.” derdi. Önceleri şatahat halinde söylenen söz olarak tevil ettim. Fakat birkaç defa daha tekrarlayınca, bunun onda bir kanaat ve inanç haline gelmiş bir sapma olduğunu anladım.” 

Ahmet Keleş: “1994 yılı yaz kampında öğrencilerimize F.Gülen’in kitaplarını, başyazılarını okutuyor, vaaz kasetlerini dinletiyorduk. Ben öğrenciler arasında dolaştım. Bazı öğrenciler “Rüyamızda Peygamberimizi görüyoruz, Üstad Bediu’z Zaman’ı görüyoruz, onlar bize ‘Fethullah’ın peşine takılmayın, onun yolundan gitmeyin, ayrılın. O sizi, bizim yolumuzda götürmüyor’ diyorlar. Bu rüyanın benzerlerini esnaftan, mütevelli olanlar da görmüş. Ege bölgesinde bu rüyaları görenlerin sayısı arttı ve anlatıldıkça yaygınlaştı. F. Gülen’in kulağına kadar gitti. Bu, önemli bir olaydı. Beşinci katta bu konu dile getirildi. Bu, F. Gülen hakkında şirk gibi bir şeydi. İşte bu olanların akabinde Yamanlar Koleji’nin spor salonunda F. Gülen bayram konuşması yapacaktı. Salon hınca hınç doluydu. Gözyaşları ile duygusal bir konuşma yaptı: 
-“Kardeşlerim! Benim, Pir-i Mühân’ı (Said Nursi’yi) nasıl sevdiğimi bilirsiniz. O benim üstadımdır. Saygıda kusur etmem. Ama kardeşlerim, onun devri bitmiştir. Görev benimdir. O şu anda yaşasaydı bana tâbi olacaktı. Hatta daha ilerisini söyleyeyim, şu anda şu kapı açılsa ve içeriye Pir-i Mühân girse;
-“Fethi, yanlış yapıyorsun, bizim yolumuzdan gitmiyorsun” dese;

“Üstadım, pirim bilirsin seni çok severim, elini eteğini öperim ama senin devrin kapanmıştır, şu anda senin bana tâbi olman lazımdır”derim. 

Daha da ilerisini ifade edeyim, şu öbür kapı açılsa, oradan Kâinatın Efendisi girse ve; 

-“Fethi! Benim yolumdan gitmiyorsun, yanlıştasın, dön” dese, 

-Yâ Rasulallah! Anam babam sana feda olsun, senin yolunun toprağı olurum. Ama sen bize Kitap getirdin, Sünnetini bıraktın, ben onlara bakar, yorumlar yapar, yoluma devam ederim” derim. 

Bu ukalalığı ile kendini dinleyenlere şu mesajı veriyordu: “Benim yanlış yolda olduğumu rüyalarda size söylemelerini bırakın, bizzat kendileri gelse, benim cevabım bu olurdu.” 
İşte bir zındığın cevabı ancak bu kadar olur.

Latif Erdoğan: “Birisi gelerek F. Gülen’e “Hocam sen Peygamberimizden daha üstünsün. Çünkü O’nun kılıçla başaramadığını sen kalemle başardın” demiş. Bunu kınayıp “Peygamberimiz kim ben kim? Bu şekilde düşünmen bir iman sorunu oluşturur. Bundan hemen tevbe et ve bir daha böyle saçma şeyleri zihninden bile geçirme” diyeceği yerde, o saçma tespiti bana kasıla kasıla anlattı.” 

 FETÖ lideri bir vaazında kendi haşhâşilerine de şöyle diyor: “Medine’de Efendimizin huzurunda idim. Murakabe yaptım. Rasulullah tecessüm etti/bedenlenerek karşıma geldi. Ya Rasulallah! Dünyanın, özellikle Türkiye’nin hali ne olacak? Dedim. Onu sana bıraktım dedi. İşte bu görevi alın, öpüp başınıza koyun.” 

Paralelin önde gidenin hezeyanlarından çok kısa kesitler bunlar…

Bir de sosyal medyada gezen hezeyanlardan örnek vermek istiyorum.Sosyal medya deyip de geçmeyin. Algı oluşturma ve toplumu belli yerlere kanalize etme işleri, bu medya ile yapılır. Orası bizim Zü’l Mecaz, Ukaz, Mecenne ve Mina panayırlarımızdır. 

İşte bu panayırlarda dolaşan toplumun belli bir kesiminin inanç sistemini yansıtan bir alıntı ile sizleri baş başa bırakıyorum:

“Sofi Yusuf Fırat kardeşimizin başından geçen bir canlı olay: Darbe teşebbüsünün olduğu gece saat 00:00 ile 00:30 civarı idi. Meydana çıkma hazırlığı için eve gelmiştim. Evimizin salonuna girdiğimde annemi salonun bir köşesinde yere çömelmiş, titreyerek ağlarken buldum. Kendisine birkaç kez seslendim ama cevap vermiyordu. Hemen yanına gittim, kollarından tutup kaldırdım. “Anne ne oldu, neyin var?” dedim. Annem ağlayarak bana sarıldı ve sadece "Gördüm" dedi. Ben kendisine ne gördüğünü sordum. Bana cevap olarak tekrar sadece "Gördüm" dedi. Ve ben mutfağa gidip annemi kendisine getirmek için su aldım. Elini yüzünü yıkayıp, bir bardak da su içirdikten sonra, tekrar ne olduğunu sordum. Bana cevaben: "Balkondan dışarı baktığında ordu halinde Bursa Emirsultan mahallesi, iki kapılı mescit sokağından Bursa Meydanına inen evliyaları gördüğünü, görünce korkudan balkon demirlerini sıkıca tuttuğunu, odada olan ağabeyime bağırarak seslendiğini ama ağabeyimin kendisini duymadığını, o an evliyalardan en önde olanın kendisine dönerek “Korkma kızım bütün kontrol bizim elimizde, her şey çözülecek” dediğini ve ardından annem korku ve çığlık atarak en önde olan evliyaya "siz kimsiniz" dediğini, o evliyanın cevaben : “Ben Emir Sultanım, dediğini, o an heyecan ve korku ile annemin kendisini balkondan evin içine doğru atmış olduğunu belirtti. O günden beri Yusuf Fırat kardeşimizin annesi sürekli olarak ağlamaktadır.”  

Bugün paralel devlet yapılanması kadar, belki de ondan daha önemli olmak üzere paralel din yapılanması üzerinde durmak gerekmektedir. Bugün Maalesef bu paralelci Fetö'nün devletin kılcal damarlarına kadar girişi, sürekli gündemde tutulduğu halde onun dine yüklemiş olduğu tahrif ve çarpık din algısı o kadar ehemmiyet arz etmiyor sanki...

Sadece FETÖ değil onun dışında FETÖ'nün söylemleriyle aynı paralelde izdüşümü olan bir takım dini algılar da vardır. Bunların başında Ruhaniyet hikâyesi gelmektedir. Peygamber, veli ve şehit ruhlarının darda kalan insanların imdadına yetişmesi, Cumhurbaşkanının uçağını Muğla'dan İstanbul'a kadar Konya'dan giden veliyyullahın ruhaniyetinin korumuş olması hezeyanı gelmektedir.

İster nebi, ister veli, isterse şehit olsun ölenlerin ruhlarının geri dönemeyecekleri, ayet ve sahih hadislerle sabittir. Bu konuyu inşaallah başka bir yazımda ele alacağım.

Paralel din mensuplarının bu inançları, İslam’a sokuşturulmuş bidat ve hurafeden başka bir şey değildir. “Kitapta olmayan bir şeyi siz kitaptan sanasınız diye, dilleriyle kitaptan çarpıttıklarıdır.” (Bak:Âl-i İmran, 3/78) Cambaza bak cambaza edasıyla Feto’yu gösteriyor, fakat diğer paralel cambazları görmezden geliyoruz. Şu halde, bugün değişik adlarla yapılanmış olan bir sürü yapılanmanın içinde paralel din vardır. Münzel dine karşı muhdes/sonradan uydurulmuş bir din mevcuttur. Bu tehlikeyi de görmek gerekir. 

Devletin kılcal damarlarına kadar girmek ne kadar vahimse, dine bu denli müdahale etmek, Allah ve Rasulü’nden rol çalarak ilavelerde bulunmak, dinden olmayanı dindenmiş gibi göstermek, Kur'an'ın açık ayetlerine ve Peygamber (sav)’in sahih sünnetine ters düşen bir takım iddialar ortaya koymak da o kadar vahimdir.

FET֒nün dışındaki cemaat, cemiyet, dernek, vakıf, tarikat yapılanmaları, FETÖ olayından sonra aynaya bakmalı, nerede FETÖ ile beraber aynı düzlemde yer alıyorlar, onu gözden geçirmelidir."Peygamber Ruhaniyeti ile olimpiyatlara geliyor, Peygamber (sav) şu anda Hoca Efendiyle içeride istişare ediyor. Hangi ülkede okul açacaklarını görüşüyorlar" diyen bir FETÖ din anlayışıyla, bir tarikat veya sohbet toplantısında "Vallahi billahi şu anda Rasulullah ruhaniyet ile aramıza katıldı” demiş olmasının arasında ne fark vardır? İkisi de dinde olmayan bir çarpıtmadır, dini tahriftir. 

“1999 depreminde İstanbul’u evliyanın ruhaniyeti korudu, Çanakkale’de Peygamber savaştı, Rasulullah (sav) olimpiyat stadına geldi, Cumhurbaşkanının uçağını Konya’dan kalkan evliyanın ruhaniyeti kurtardı vb. bütün sözler” Allah’ın Kitabı ve Rasulü’nün sahih sünnetine taban tabana zıt, paralel din söylemleridir. Bunları da görmek gerekiyor.

Toplumu, Rasulullah’tan (sav) bize miras bırakılan ve sapıtmamamızın tek çaresi olan “Allah’ın Kitabı ve Peygamberinin Sünneti” ile değil de, asılsız hikâye ve menkıbelerle inşa ederseniz, olacağı budur.

Kendisi ile ilgili olarak Rasulullah (sav): “Hıristiyanların Meryem oğlu İsa’yı aşırı yücelttikleri gibi siz de beni aşırı yüceltmeyin. Ben sadece bir kulum. O halde bana Allah’ın kulu ve elçisi deyin.” (Buhari, Enbiya 64, 48) diye buyurup, Yüce Allah’ın verdiği kıymete kanaat etmeyip uydurma ilaveler yapanları uyarmıştır.

Bugün Kur’an ve Sahih Sünnetten uzak yetişen bir takım gruplar; peşine takıldıkları başkan, emir, lider, imam, hoca, şeyh gibi kişileri hatadan uzak, eleştirilmez, eleştirilemez hatta eleştirilmesi teklif dahi edilemez kategörüsünde görmektedirler.

Bu zevat, sohbetlerinde Hz. Âdem’i anlatırken hataen yasaklanan ağaçtan yediğini; Hz. Musa’nın hata ile Kıpti bir Mısırlıyı öldürdüğünü; Hz. Yunus’un, Allah’tan hicret izni gelmeden, tebliğle görevlendirildiği bugünkü Musul civarı olan Ninova’yı terk ettiğini ki, bunun bir hata olduğunu ve bedelini de denize atılarak balığın karnında ödediğini; Hz. Muhammed (sav)’in bal şerbetini kendine haram kılmasını ve bunu yapamayacağına dair Tahrim suresinin ilk ayetlerinde uyarıldığını, kendilerinden geçercesine anlatırlar. Ama söz konusu kişi, peşine takıldıkları kendi adamları olunca tansiyon yükselir, sinirler gerilir, “sen benim liderimi, hocamı, şeyhimi nasıl böyle tenkit edebilirsin?” tartışmasına girilir.

Allah ve Rasulü’nden başka eleştirilemez kişi ve kuruluşun olmadığı ve bu eleştirinin ahlakınca, adabınca ve ahkâmınca yapılabileceği bir türlü kavranmak istenmez. Elbette peşinden gittiğimiz hocamızı severiz ama hakikati daha çok severiz. Hocamızın, şeyhimizin ve liderimizin sevgisi, bizi hakikati görmeyecek kadar kör etmemelidir.

Herhangi bir konuda Allah’ın ayeti ve Rasulü’nün sünneti hatırlatıldığı zaman kör ve sağır kesilmemeliyiz. Bu konuda Yüce Rabbimiz bizi şöyle uyarır:“Kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığında, onlara karşı sağır ve kör davranmazlar.” (Furkan, 25/73)


Sonuç olarak deriz ki; hezeyanlarla dolu bir uydurma dine sapmamak için, din adına ne söylenmişse, onu Kur’an’ın ve Sahih Sünnetin süzgecinden geçirmeliyiz. Bunu sağlamak için de toplumu buna göre inşa etmeliyiz.Onlara, asılsız hikâyeler, rüyalar ve halüsinasyon görenlerin sanrıları yerine Kur’an’ı anlatmalıyız. En büyük cihadın Kur’an’la yapılanı olduğunu bilerek Kur’an’la cihad yapmalıyız. İnsanla İslam arasına giren engelleri Allah’ın kitabıyla kaldırmaya çalışmalıyız. Çünkü Rasulullah (sav) 23 yıllık peygamberliği süresince hep bunu yapmıştır. Çünkü en büyük cihad, Kur’an’la yapılan cihaddır.  Delil mi istiyorsunuz? Buyurun: “Sen inkârcılara boyun eğme ve Kur'ân ile onlara karşı büyük cihad yap.”(Furkan, 25/52)

Gerisi lâf-ı güzaf.
   Musab Seyithan ait diger başlıklar
İslam'da kadının iş ve sosyal hayatı
Anayasa Değişikliğine Neden 'EVET' Diyoruz?
Çözümün Bir Parçası Olabilmek
İnsan Teröristleşince En Yırtıcı Hayvandan Daha Vahşidir Musab SEYİTHAN Musab SEYİTHAN
Alınteri ücreti ve abdestli kapitalistler
Hezeyanlarla Dolu Paralel Bir Dine Sapmamak İçin...
Sünnet inkarcılığı ve tarihi arka planı

Derneğimiz
DERNEK BAŞKANLIĞI
DERNEĞİMİZ HAKKINDA
RİBAT EĞİTİM VAKFI
İLİM ve AİLE MEKTEBİ
GIDA HAYIR MARKET
EVLENDİRME
 
 Köşe Yazarlarımız 

Anket
İnternetten dini video ve dersleri düzenli takip eder misiniz ?
Düzenli izlerim
Arasıra izlerim
Dengeldiğimde izlerim
Konusu ilgimi çekerse izlerim
Kısa olursa izlerim
Uzun olursa izlerim
Haftada bir defa izlerim
Ayda bir defa izlerim
İzlemiyorum / İzlemem
 
Ana Sayfa - Tüzük - Yukarı Çık         
©  2005-2017   GOKKUŞAĞI AİLE DERNEĞİ | Gökkuşağı Aile Derneği
WebSite: VS MEDYA