DUYURULAR  SOSYAL MEDYA 
 
Hoşgeldin onbir ayın sultanı Ya Şehr-i Ramazan
----oOo----
Tuttuğunuz oruçların makbul dualarınızın kabul, ailenizin ve toplumumuzun hidayetine temizlenmesine faziletine sebep olması duasıyla...
----oOo----
Bir sonraki CANLI YAYIN
Bayramdan sonra inşallah
BİR SÖZ
Facebook
YouTube
Canlı Yayın
  EL VEKÎL Vekil [ Kendisine tevekkül edenlerin işlerini en iyi neticeye ulaştıran ] Rızık kapıları açılır. Allah’tan her türlü yardımı görmek için okunur.Hergün sabah vakti 66 defa Ya Vekil ismini zikredenin rızkı artar. Düşman üzerine zöhre saatinde 66 defa Ya Vekil ismini 66 defa okuyarak beddua edilirse düşman hezimete uğrar.  
GİRİŞ AiLE MEKTEBi ViDEOLAR PSiKOLOJi FAALiYETLER ETKiNLiKLER iLETiŞiM
Bizden Haberler
Abdullah Büyük Videolar...
Haftalık Canlı Yayında Dersl...
Yeni binamızın açılışı yapıl...
Yaptığımız bazı dini broşürl...
 
Kalemden Kelama
Güzel Hayat...
Ah Bilmiş Olsaydım...
 
Seminerlerimiz
AİLE MEKTEBİMİZİN 3. DERSİ A
AİLE MEKTEBİMİZİN 2. DERSİ =
AİLE MEKTEBİMİZİN 1. DERSİ =
 
Dost Sitelerimiz
 




 Musab Seyithan


  Çözümün Bir Parçası Olabilmek
Ekleme Tarihi: 04.03.2017



Günümüzün toplumu karmaşık bir toplum, problemleri de çetrefillidir.

Ferdin ve ferdiyetçiliğin öne çıkarıldığı günümüzde, ego’nun ve egoizmin hâkimiyeti kaçınılmazdır. Bizim dışımızdaki, kapitalizm, liberalizm, materyalizm, sosyalizm ve benzeri, hâkim ideolojilerin telkin ettiği dünya görüşünün etkisinde yetişen insanımız da “BEN” merkezli bir hayatı öncelemektedir. Kendi dışındaki dünya onu, o kadar da ilgilendirmemektedir. 


Hâlbuki biz Müslümanlar, günlük namazlarımızda okuduğumuz Fatihalarla “BEN” bilincinden “BİZ” bilincine ulaşmanın egzersizini yaparız. “Ancak sana ibadet ederim ve ancak senden yardım isterim” değil “ancak sana ibadet ederİZ ve ancak senden yardım isteRİZ” demek suretiyle ruhumuzu, egomuzun tasallutundan kurtararak “BİZ” bilincine ulaştırırız. Dolayısıyla başkası bizi ilgilendirir, onun derdi bizim de derdimiz olur, onun problemini, problemimiz biliriz ve çözümü için kendimizi ortaya koruz.

Öyleyse Müslüman sadece kendisi için var değildir. Kendine karşı sorumluluklarının yanında, toplumsal sorumluluğunu görmezlikten gelemez.

Toplumun İslam lehine dönüştürülmesinde ve inşasında üzerine düşeni yapmak zorundadır. “Ben peygamber miyim de ümmet kurtaracağım?” duyarsızlığı içerisine giremez.

Karmaşık ve çetrefil problemlerin üstesinden ancak organize bir çalışma ile gelinebilir. Günümüzün hareketleri, örgütlü hareketlerdir. Tek tek sesler ve sıkılmış tek tek yumruklar cılız ve hafif kalmakta, kaale alınmamaktadır.

Müslümanlar “biri diğerini yıkayan ve destek veren iki el gibi” olmak zorundadır. Şer cephesinin örgütlenerek güçlerini bir araya getirdiği dünyamızda, hâlâ fert kalarak İslam’ca yaşayacağına vurgu yapan Müslüman’ın, rehabilite edilmesi elzemdir.

Toplumsal sorumluluktan kaçarak “eşi, işi, aşı ve yaşı” arasında ördüğü kozada böcek gibi yaşamaya kendini mahkûm etmiş olan Müslümanımıza birkaç çift sözümüz olacaktır: Ya yaratılış gayeni ve bu konudaki görevlerini bilmiyorsun veya biliyorsun da elini taşın altına koymaktan korkuyorsun, ya da müslümanlık iddianda samimi değilsin. Yani, ya cahilsin, ya gafilsin, ya korkaksın veya hainsin.Ya da mazeretler üreterek sorumluluktan sıyrılmaya çalışan gözü açıklardansın.

Gireceğin başka kategori yok.


Avrupa Birliği süreci başladığında, kanunlarda yapılan değişiklikle memurlara da sendika kurma hakkı verilmişti.

O günlerde Eğitim-Bir/Eğitimciler Birliği sendikası kurulmuştu. Dünya görüşü bize yakın olduğu için İmam-Hatip lisesinde bir kısım öğretmen arkadaşlarımızla adı geçen sendikaya üye olmuştuk. Yirmi yılını tamamlamış eski tüfek meslek dersleri öğretmeni arkadaşımıza sendikalaşmanın kapitalist sistemlerde bir hak arama mekanizması olduğuna, günümüzde yaptırımların örgütlü mücadele ile elde edildiğine bir türlü inandıramadık ve üye de yapamadık.

Aldığımız cevaplar “Ne yapacaklar? Benim aylığımdan aidat kesilecek, sonra da aldıkları bu paradan beslenerek sendika ağalığı oluşturacaklar. Olan benim kesilen paralarıma olacak.” 


Öğretmen arkadaşlarım alınmasın, istisnalarını dışarıda tutalım ama şu meslek dersleri öğretmenleri de pek paracı oluyorlar. Soğanı sarımsağı hesap etmekle günleri geçiyor. Sonunda tabii güveci de yiyemiyorlar.

Öğretmenlik hayatımda ben hep bunu gördüm. İslam’a omuz vermeleri çok sıradan.

Mazeret üretme hastalığı dersen, tedavi edilemeyecek kadar müzmin...

“Ben öğrenci iken bu işlerde çok koşturdum. Bir mitingten öbürüne mekik dokuyordum. Artık bizden geçti. Gençler bu işi sürdürsün....” savunmaları ile züğürt tesellileri...

Bunu diyen arkadaşımın yaşı ise kırkına ya yeni merdiven dayamış ya da kırk beşinde.

Acaba İlahiyatta hocaları bunlara: “Yavrum, peygamberimize peygamberlik kırk yaşında geldi. O gaye insan, kırkından sonra mücadele hayatına atıldı. Horlandı, dışlandı, eziyet gördü, Taif’te taşlandı, hicrete mecbur bırakıldı, yirmi sekiz savaşta komutanlık yaptı, O rahmet ve kılıç peygamberi idi, fakat rahmeti kılıcına galipti, hiç yılmadı, pes etmedi, ümitsizliğe düşmedi. Ne Mekke şirk devleti ne de Medine’de devlet olunca Yahudilerin kalleşlikleri ve etraf kabilelerin İslam devleti aleyhine ittifak etmeleri O’nu durduramadı. Kur’an, O’nun model alınmasını emrediyor, Hz. Aişe O’nun yaşayan Kur’an yani Kur’an’ın ete kemiğe bürünmüş şekli olduğunu söylüyor. Altmış üç yaşına kadar bu aktivitesinden hiç bir şey kaybetmeden Allah’ın emrinde ve hizmetinde hayatını tamamlıyor.

O’nun dizinin dibinde yetişmiş olan ashabı da, yaşına bakmadan dünyanın çeşitli yerlerinde Allah’ın dinine hizmet için Mekke ve Medine’den ayrılarak vazife ifa etmişlerdir.

İlerlemiş yaşına rağmen -ki, tarihler 93 yaşında olduğunu kaydeder-  Ebû Eyyub el-Ensarî’yi İstanbul surlarına kadar getiren ruh, hayatı İslamca dopdolu yaşama ruhudur. “Ya Rasûlallah! Medine’de artık durumumuz iyileşti. Mekke’deki gibi değiliz. Biraz da cihad yerine hurmalıklarımızla ilgilensek” diye dünyevîleşme hastalığı baş gösterince, Cenab-ı Hak “Allah yolunda infak edin/harcayın.(İnfaktan ve cihaddan geri kalarak) kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın.” (Bakara:195) ayetiyle uyarmıştır.

Bu ayet, Allah’ın dininin ihya ve inşası sorumluluğundan,  aşını, eşini, işini, yaşını mazeret olarak ileri sürmenin “kişinin kendini,  elleriyle tehlikeye atmak” olduğunu, yoruma gerek duymayacak kadar açıkça belirtmiştir. Öyleyse okulunuzdan mezun olup hayata atılınca bürokrasinin dişlilerine takılıp kalmayın. Hayat güzergâhınız, okulunuzla eviniz arası olmasın. Hayatın içinde olun. Okulda öğretmenliğinizi hakkıyla yerine getirerek İslamî bilince ulaşmış öğrenciler yetiştirmenin yanında, sosyal hayatta da Gönüllü Kültür Teşekküllerinde sorumluluklar alın...”


Evet, hiç böyle diyen hoca karşınıza çıkmadı mı? Ya da kitaplar böyle şeylerden bahsetmiyor mu?  Unutmayalım ki, öğrendiğimiz ilimler bize hocalar veya kitaplar tarafından verilmiş emanetlerdir. İlim yaşanmak için tahsil edilir. Yaşanmayan ilim, malumat yığını olmanın ötesine geçemez. Onun üzerinden ekmek yeyip de onun gereğini yapmayanlara Kur’an bakın neler söylüyor: 


“Sizler Kitab’ı okuyup gerçekleri bildiğiniz halde, insanlara iyiliği emrediyor, kendinizi unutuyor musunuz?” (Bakara: 44) 


“Allah’ın indirdiği kitaptan bir şeyi gizleyip de bununla biraz para alanlar yok mu? İşte onlar karınlarına ateşten başka bir şey yemezler. Kıyamet gününde Allah onlarla ne konuşur, ne de onları temize çıkarır. Onlar için acıklı bir azap vardır.”  (Bakara: 174)


Bu ayetler; Yahudilerin, Tevrat karşısındaki pozisyonlarını dile getiriyor.Tevrat’taki gerçeklere rağmen onları gizleyerek, dünyalık karşılığında satarak/O’nun üzerinden ekmek yiyerek ve içindekileri ile yaşamayarak artistlik yapan din tâcirlerini deşifre ediyor. Böylece Muhammed (s.a.v) ümmetine de “Siz de Kur’an gerçeklerini gizleyerek, içindekileri ile amel etmeyerek, üzerinden ekmek yiyip dünya çıkarınıza kullanarak Yahudileşmeyin” demiş oluyor.


Bütün bu gerçekler karşısında, dünyada yapıp ettiklerimizin hesabını vereceğimize şeksiz-şüphesiz inanan Müslümanlar olarak, şöyle bir durup düşünmemiz gerekmektedir: “Problem çözmeyenler, sorunun bir parçası olurlar fehvasınca, önce kendime karşı sorumluluklarımı ifa ettikten sonra, toplumsal sorunlara da el atmak için Müslümanlarca organize edilen faaliyetlerde de yerimi almalıyım. Bu uğurda, zamanımı, paramı ve Allah bana insanların faydalanabileceği ne nimet verdiyse onları devreye sokarak ‘bu meydanda ben de varım’ diyebilmeliyim. Böylece Yahudileşmemiş ve ahiretteki sorguyu da hafifletmiş olurum. Geldik gidiyoruz. Bari bu gök kubbede Allah’ın rızasına uygun hoş bir seda bırakalım.”

 
Ne mutlu böyle düşünüp sorumluluk bilincine ulaşanlara, “Ben” merkezli egoist tavırdan kurtulup “Biz” merkezli paylaşma makamına erenlere. Öyleyse bize düşen, problem olmayıp çözümün bir parçası olmaktır.


Selam ve dua ile.


   Musab Seyithan ait diger başlıklar
Kur'an'ın anlaşılması ile ilgili yaklaşımlar
Ümmetin vahdetini parçalamak toplumsal şirktir
Kur'an'ı Sadece Elitler ya da Hocalar mı Anlar?
İnsanlar nasıl haşhaşileştirilirler?
İmamı Azam Allah'ı mı görmüş? Allah Allah...
Avrupa'daki Müslüman Gençlerin Sorunları
Kandil Gecelerinin tarihi arka planı
Kabe'de yatır mı var?
İslam'da kadının iş ve sosyal hayatı
Anayasa Değişikliğine Neden 'EVET' Diyoruz?
Çözümün Bir Parçası Olabilmek
İnsan Teröristleşince En Yırtıcı Hayvandan Daha Vahşidir Musab SEYİTHAN Musab SEYİTHAN

Derneğimiz
DERNEK BAŞKANLIĞI
DERNEĞİMİZ HAKKINDA
RİBAT EĞİTİM VAKFI
İLİM ve AİLE MEKTEBİ
GIDA HAYIR MARKET
EVLENDİRME
 
 Köşe Yazarlarımız 

Anket
İnternetten dini video ve dersleri düzenli takip eder misiniz ?
Düzenli izlerim
Arasıra izlerim
Dengeldiğimde izlerim
Konusu ilgimi çekerse izlerim
Kısa olursa izlerim
Uzun olursa izlerim
Haftada bir defa izlerim
Ayda bir defa izlerim
İzlemiyorum / İzlemem
 
Ana Sayfa - Tüzük - Yukarı Çık         
©  2005-2017   GOKKUŞAĞI AİLE DERNEĞİ | Gökkuşağı Aile Derneği
WebSite: VS MEDYA