DUYURULAR  SOSYAL MEDYA 
 
Canlı yayın derslerimiz teknik bir gereksinimden dolayı geçici olarak ertelenmiştir. 

SMS 
sistemimize üye olmak için, SMS üyeliği ibaresiyle lütfen iletişim bölümündeki formdan bilgilerinizi iletiniz. Derneğimizin faaliyetlerinden, seminerlerinden, konferanslarından, derslerinden haberdar olabilirsiniz.
BİR SÖZ
Facebook
YouTube
Canlı Yayın
  Ana sözü dinleyen peygamber hırkası giyer!  
GİRİŞ AiLE MEKTEBi ViDEOLAR PSiKOLOJi FAALiYETLER ETKiNLiKLER iLETiŞiM
Bizden Haberler
Abdullah Büyük Videolar...
Haftalık Canlı Yayında Dersl...
Yeni binamızın açılışı yapıl...
Yaptığımız bazı dini broşürl...
 
Seminerlerimiz
AİLE MEKTEBİMİZİN 3. DERSİ A
AİLE MEKTEBİMİZİN 2. DERSİ =
AİLE MEKTEBİMİZİN 1. DERSİ =
 
Kalemden Kelama
Sünnet inkarcılığı ve tarihi...
 
Dost Sitelerimiz
 




 Aile Derneği


  SÜNNET-İ SENİYE Mİ? KILIBIKLIK MI?
Ekleme Tarihi: 17.01.2011



Hadra BEYZA
Öteden beri kadın-erkek ilişkilerinde, konuşulan tartışılan konuların ilk sıralarında gelir kılıbıklık. Hakkında birçok film, dizi çekilen yazılar yazılan kılıbıklık: “karısının baskısı altında bulunan(erkek), kazak karşıtı” şeklinde tarif edilir sözlüklerde. Bazı erkeklerin hanımının herhangi bir konudaki küçük bir ricasında eğer yaparsa (güya) düşmekten şiddetle korktuğu bir durumdur kılıbıklık. Ne kazak olan erkekler, ne kılıbık olan erkekler, ne de onların etrafındaki hanımlar memnundur hayatlarından.
 Öyle ki, bu kelime, kadını sadece günlük belirli vazifelerini yapan (hizmetçi), çocuk bakan (bakıcı), eşine kayıtsız şartsız itaat etmek zorunda olarak gören bir düşüncenin uzantısıdır. Allah’ın huzur ve dinlenme yeri yaptığı (Nahl 80) evlerimizde, iletişimsizliğin ve problemlerin ekserisinin sebebi de bundandır. Peki, ailede mesut bir hayatın anahtarı yok mudur?
“Sünnet-i seniye mi? Kılıbıklık mı?” derken niyetimiz, kılıbıklığın ne sebeplerini ne bize kazandır(ma)dıklarını, ne sonuçlarını size sunmak, ne de bir taraf tutup –hanımefendi yada beyefendi- birini medh ü sena ederek diğer tarafı da yerden yere vurmaktır. Biz hadiseye, tarafsız bir şekilde başka bir cihetle bakıp, ekserimizin zannettiği ve anladığı manadan farklı olarak kılıbıklığı tekrar tarif etmek ve bir farkındalık oluşturmak istedik. Kılıbıklık, halk arasında söylendiği gibi kaçınılacak, istenmeyen, ayıplanan, arkadaşlarının içine çıkamayacak kadar kötü ve onların yanında mahcup olunacak bir durum mudur? Yoksa bunların çok çok ötelerinde belki de gözden kaçırdığımız, ya da nefsimize ağır geldiği için görmek istemediğimiz, ulvi, ruhani, nurani bir hal midir?
Efendim kılıbıklığın da nurani  bir tarafı mı olur? Demeyin! Bunu her sözü hak olan, ne vakit sıkıntıya düşsek selametli yolu bize gösteren, endişelerden ve vesveselerden kurtaran, kâinattaki bütün zulümâtları nuruyla aydınlatan, EFENDİMİZ(s.a.v.)’den öğreneceğiz. Bütün vicdanımızla, kalbi duygularımızla ve O’na(s.a.v.) olan sevgimizle hayatına, mübarek annelerimizle olan münasebetlerine şöyle bir göz atalım. Kılıbıklık şeklinde isimlendirdiğimiz davranışlar aslında neyi ifade ediyormuş bir bakalım.
Kendi işini kendi görürdü: Hz. Aişe’ye EFENDİMİZ(s.a.v.) evde kaldığı sürece ne yapardı diye sorduklarında “Herkes evinde ne yaparsa, onu yapardı, elbisesini yamar, ayakkabısını tamir eder, koyunları sağar, kendi işini kendi yapardı.” Şeklinde cevap vermiştir.(1)
Hanımlarına özel zamanlar ayırırdı, sohbet ederdi: Her sabah mescitten çıktıktan sonra(2) ve her ikindi vakti namaz kıldıktan sonra(3),eşlerinin her birini ziyaret eder, belirli bir müddet onlarla sohbet ederdi. O gece kimin yanında geceleyecekse, topluca oraya gelirler, sohbet ederlerdi.(4) EFENDİMİZ(s.a.v.) bu toplantılarda hanımlarına ibretli kıssalar anlattığı, hepsini güldürücü şakalar yaptığı rivayet edilir.
 Hanımlara karşı hayrı tavsiye ederdi: “Sizin en hayırlınız ehline aile efradına)karşı hayırlı olandır. Ailesine karşı en hayırlı olanınız benim.” (5) “Müminlerin imanca en mükemmel olanı ve ahlakça en güzel olanı, aile fertlerine yumuşak davranandır” (6) buyurmuş, ayrıca: “Allah’ın (c.c) kadınlara iyi davranmamızı emrettiğini” söylemiştir. Enes bin Malik de “ailesine Rasülullah kadar şefkatli bir kimse görmedim” (7) demiştir.
Hanımlarına değer verirdi: EFENDİMİZ (s.a.v.)’i çok güzel çorba pişiren İran’lı bir komşusu yemeğe davet etti. EFENDİMİZ(s.a.v.), hanımı Aişe!nin de gelip-gelemeyeceğini sordu. Adam kabul etmeyince Aişe olmadığı için gelemeyeceğini bildirdi. Adam üç kere gidip-geldi ve her seferinde EFENDİMİZ (s.a.v.) Aişe’siz gelemeyeceğini tekrarladı. Neticede o da davet edildi ve hep beraber gittiler.(8)
Hanımlarıyla istişare ederdi: EFENDİMİZ(s.a.v.) umre niyetiyle Mekke’den Medine’ye gitmiş fakat kureyşliler buna müsaade etmemişler. Bunun üzerine Hudeybiye Barışı yapılmış ve anlaşmayı yazma işi tamamlanınca EFENDİMİZ(s.a.v.) ashabına “kalkın kurbanlarınızı kesin, sonra da traş olun” buyurdu. Bu emrini üç defa tekrar ettiği halde yerinden kalkan olmadı. Bunun üzerine Ümmü Seleme’nin çadırına girdi. Ona halktan maruz kaldığı bu hali anlattı. Ümmü Seleme “Ey Allah’ın Resulü halkın kurbanını kesip traşını olmasını istiyor musun? Öyleyse çık ashabından hiçbiriyle konuşma deveni kes berberini çağır seni traş etsin” dedi. EFENDİMİZ (s.a.v.) kalktı öyle yaptı. Ashap bunları görünce kalktılar, kurbanlarını kestiler, birbirlerini traş ettiler. (9)
Vefalıydı: Hz. Aişe validemiz EFENDİMİZ (s.a.v.)’in Hz. Hatice’yi sık sık andığını, koyun kestiği zaman Hz. Hatice’nin çok sevdiği hanım arkadaşlarına pay gönderdiğini, fakat kendisinin bazen bu ilgiye dayanamadığını, EFENDİMİZ(s.a.v.)’e “sanki yeryüzünde hiç kadın yok da yalnız Hatice var!” diye söylendiğini, bazen de ileri giderek: “İhtiyarlıktan dolayı ağzında diş kalmamış  yaşlı bir koca  karının nesini anarsın bilmem ki, Allah onun yerine sana daha gencini, daha hayırlısını vermiştir.” dediğini, bu sözlere karşılık EFENDİMİZ (s.a.v.): “Allah bana ondan daha hayırlısını vermemiştir. Herkes benim peygamberliğimi inkâr ederken o beni tasdik etti; herkes benim yalancı olduğumu iddia ederken o beni tasdik etti; kimse bana bir şeycik vermezken, o malını mülkünü bana verdi. Üstelik Allah bana ondan çocuklar nasip etti.” (10)
Hanımları dövmeyi yasaklamıştır: EFENDİMİZ (s.a.v.) “Ne oluyor kocalara, karılarını köle gibi dövüyorlar, hâlbuki aynı günün sonunda onlarla birleşecekler” (11) buyurmuş. Kendisi savaş hariç kimseye vurmamış, hayatında kimseyi hatta hizmetçisini bile dövmemiş, “Allah’ın kadın kullarına vurmayınız.” “kadınları ancak kötüleriniz döver” (12) buyurmuştur.
Bir gün EFENDİMİZ (s.a.v.) sahabe-i kirama buyurdu ki:
— Hayırlı aile reisi olunuz! Sahabeler dediler ki:
—Ya Rasulallah, hayırlı aile reisi olmak nasıl olur? EFENDİMİZ (s.a.v.) şu cevabı verdi:
— Siz eve gelince hanım seviniyor, çocuklar sizi karşılıyorsa hayırlı aile reisisiniz. Şayet siz kapıdan girerken hanımın sinirleri geriliyor, çocuklar da köşe bucak kaçıyor, sizden uzaklaşma ihtiyacı duyuyorsa bilin ki siz hayırlı aile reisi olamamışsınız.
Hanımlarına sevgisini izhar ederdi: Hz. Aişe anlatıyor: Hz. Peygambere sordum “bana olan sevgin neye benzer?” “kör düğüme benzer” derdi. Zaman zaman “düğüm ne haldedir ya Rasulallah?” derdim. “ilk halindedir” buyururdu.
Hanımlarıyla şakalaşır eğlenceli vakit geçirirdi: EFENDİMİZ(s.a.v.) yanındaki sahabelere “siz yürüyedurun” buyurdu. Sahabe bir hayli gittikten sonra Hz. Aişe’ye “Yarışalım mı?” diye sordu. Hz. Aişe teklifi kabul etti. Yarıştılar ve Hz.Aişe kazandı. Aradan yıllar geçtikten sonra bir sefer sırasında EFENDİMİZ(s.a.v.) Hz. Aişe’yle yaptığı koşuyu kazanmış, koşunun ardından EFENDİMİZ(s.a.v.) gülerek; “bu vaktiyle kazandığın müsabakanın rövanşıdır.” buyurmuştur(13). Hz. Aişe anlatıyor: “bir bayram günü siyahiler kalkan mızrak oynuyorlardı. Ya ben Hz. Peygamber’den izin istedim, ya da o bana “bakmak ister misin?” diye sordu. Sonra beni yanağım yanağına değecek şekilde durdurdu. Rasulullah onlara “haydi Efride oğulları!” diyordu. Nihayet yorulunca “artık yeter mi?” diye sordu. “evet” dedim o da “öyleyse git” buyurdu. (14)
Hiçbir zaman hanımlarına katı ve şiddetli olmamıştır: Hz Ömer diyor ki: “Bir gün Allah Resulü’nün huzuruna girdim. Baktım, Allah Rasulü durmadan tebessüm ediyor: “Allah seni ebediyen güldürsün, ya Rasulallah, niçin gülüyorsunuz?” dedim. Yine tebessümle şu cevabı verdi: “Şu kadınların haline gülüyorum. Oturmuş benim yanımda konuşuyorlardı. Senin sesini duyunca her biri bir yere saklandı.” Allah Rasulünün bu cevabı üzerine sesimi yükselttim ve “Ey kendi öz canlarının düşmanları! Demek benden korkuyorsunuz; Allah Resulü’nden korkmuyor ve O’nun yanında saygısızlık yapıyorsunuz, öyle mi?” dedim. Bana cevap verdiler: “sen katı ve şiddetlisin”(15) Hz. Âişe : O, hanımlara nezaketle muamele etmeyi her vesileyle tavsiye etmiştir (16).Kadınlar hakkında emri şudur: “ Yediğinizden yedirin, giydiklerinizden giydirin. Kusurlarını yüzlerine vurarak ayıplamayın, onları dövmeyin.Cezalandırmak düşüncesiyle evde tek başına bırakıp ihmal etmeyin.”(17)
Hanımlarından izin alırdı: Abdullah b. Ömer (r.a.), Hz. Aişe’ye “Resulullah’tan gördüğün en şaşırtıcı şeyi bana haber verir misin?” diye sorunca Hz. Aişe uzun müddet ağlamış ve sonra şöyle demiştir: “Onun her işi hayret verici idi. Bir gece yanıma geldi, hatta cildini cildime dokundurdu ve sonra şöyle buyurdu: ”ey Aişe, bu gece bana Rabbime ibadet etmek için izin verir misin?” Bunun üzerine ben “Ey Allah’ın Resulü! Ben senin yakınlığını severim, isteklerini de severim, Rabbine ibadet etmeni de severim, izinlisin” dedim. (Ben bunu söyleyince) Resulullah kalktı, odadaki su ibriğinin yanına gitti, abdest aldı, suyu da çok dökmedi, sonra namaz kılmaya başladı. Ağlıyordu, hatta ağlamaktan sakalı ıslandı. Sonra secde etti ve ağlamaya devam ediyordu. Ağlamasından yer ıslanmıştı. … (18)
Görüldüğü üzere hanımlarla olan münasebetlerde kılıbıklık diye kaçınılan birçok davranışları EFENDİMİZ(s.a.v.) bizzat yapmıştır. Bütün kötü hasletlerden münezzeh olan EFENDİMİZ(s.a.v.)’e o kelimeyi –eğer kötü mana verilecekse- değil kullanmak, fikrimizden geçirmekten bile hayâ ederiz. Başkaları bu davranışlara kılıbıklık desin, biz bunlara “sünnet” diyor başımıza taç ediyoruz. Bir sünneti yapma şerefi, fazileti ve sayamayacağımız ebedi nurları, maruz kalınacak hakaret ve aşağılama dolu bir kelimeye -güya- utanılacak bir duruma değişilir mi? Elbette değişilmez. Ehl-i sünnet insanlar, değişmek şöyle dursun, sünneti yapmaktan bahtiyar olurlar. Sahabe efendilerimiz gibi akabinde gelecek sıkıntıları kendisine şeref sayarlar ( burada bahsettiğimiz sıkıntı bile sayılmaz). Teessürümüzü arttıran; toplumun hemen her kesiminde, sünnet olan bu ahval yanlış anlaşıldığı gibi, her ne kesimden olursa olsun, Kuran’ı, sünneti ve takvayı hayatlarının gayesi yapmış ve sünnet-i seniyenin ehemmiyetini bilen, bu şekilde yaşamaya çalışan insanların bazıları tarafından da yanlış anlaşılmasıdır.
Eğer denilse “Erkekler, kadın üzerine idareci ve hakimdirler. Çünkü Allah birini (cihad, imamet, miras gibi işlerde) diğerinden üstün yaratmıştır. Bir de erkekler mallarından (aile fertlerine) harcamaktadırlar” (Nisa 34)Ayet-i kerimesi erkeklerin hakim ve idareci olduğunu bize bildiriyor. Burada söz edilen hakimiyet erkeğin kadına hakimiyetini ve fakat rasgele değil “milletin efendisi onlara hizmet edendir” manası üzere hizmetçilikle karışık bir hakimiyettir (ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız.19). Yukarıda da belirtildiği üzere EFENDİMİZ (s.a.v.) bunun en güzel bir şekilde uygulayıcısı olmuştur. Ve karşılıklı hukuku “sizin kadınlar üzerinde hakkınız; kadınlarında sizin üzerinizde hakkı vardır” (20) diyerek bizlere bildirmiştir. Anlatıldığı üzere hanımların da erkeklere karşı bir takım görev ve sorumlulukları vardır. Hanımlar da bunları bilerek ve hassasiyetle yerine getirerek hareket etmelidirler. Şu da bir gerçektir ki; toplumumuz ataerkil bir tarz-ı hayata sahip ve hanımlar da çoğu zaman ikinci plandadırlar.
EFENDİMİZ(s.a.v.)’den önceki cahiliye dönemi, insanların yaşayışları ve hanımlara ver(me)dikleri değer hepimizin malumu. İtidalin ve istikametin adresi, ne kadına erkekten, ne de erkeği kadından ayırıp ikinci sınıf bir statüye koymayan, İslam dininin muallimi olan EFENDİMİZ(s.a.v.)’in, getirdiği esaslarla,  Yesrib “Medine”, oralarda yaşayan insanlar da “medeni” olmuştur. Dinimizin bir gereği ve sünnet olan bu davranışları, kılıbıklık adı altında yapmayarak medeniyet noktasında düştüğümüz durumun ve kılıbıklığı hakaret kabul ederek, bilmeyerek aslında kime hakaret ettiğimizin farkında mıyız?
(1)   Müsned VI, 49, 241, 256, 260
(2)   Heysemi, Mecmaüz-Zevaid 4, 316
(3)   İbni Sa’d, Tabakat 8, 85, 170
(4)   Müslim, Nikah 46, 1462
(5)   Heysemi, Müstedrek 4, 302.İbni mace
(6)   İbni Hanbel VI 47
(7)   İbn sa’d I 136
(8)   Müslim Eşribe 19.
(9)   Buhari, şurüt 15; Ebu Davud,cihad 168 (2765, 2766)
(10) Müsned VI, 117-118
(11) Ahmed b.Hanbel, Müsned 4/17
(12) İbn Sa’d VIII 204
 (13) Ebu Davud, Edeb 103
(14) Buhari, Nikah 82
(15) Buhari edeb, 68
(16) İbn Mâce, Nikah 55
(17)Ebu Dâvud, Nikah 42
(18)Beyhaki “Şuabul’-İman”,3/384,no: 3837, İbn Mace; İkame191; Tirmizi, Savm 39
(19) Elmalılı Hamdi Yazır Kur’an tefsiri
(20) EFENDİMİZ(s.a.v.)’in veda hutbesi

   Aile Derneği ait diger başlıklar
Peygamber Efendimizin (SAV) Öğütleri
ŞÜKÜR GÖZÜ
DÜNYEVÎLEŞME
Ah Şu İlahiyatçılarAynaya Bakabilseler
SÜNNET-İ SENİYE Mİ? KILIBIKLIK MI?
SAHİ BİZ İNSANDIK DEĞİL Mİ?
KARANLIK GECEDE YOL GÖSTEREN BİR YILDIZ
EY SEVGİLİ ŞİİR

Derneğimiz
DERNEK BAŞKANLIĞI
DERNEĞİMİZ HAKKINDA
RİBAT EĞİTİM VAKFI
İLİM ve AİLE MEKTEBİ
GIDA HAYIR MARKET
EVLENDİRME
 
 Köşe Yazarlarımız 

Anket
İnternetten dini video ve dersleri düzenli takip eder misiniz ?
Düzenli izlerim
Arasıra izlerim
Dengeldiğimde izlerim
Konusu ilgimi çekerse izlerim
Kısa olursa izlerim
Uzun olursa izlerim
Haftada bir defa izlerim
Ayda bir defa izlerim
İzlemiyorum / İzlemem
 
Ana Sayfa - Tüzük - Yukarı Çık         
©  2005-2017   GOKKUŞAĞI AİLE DERNEĞİ | Gökkuşağı Aile Derneği
WebSite: VS MEDYA